Axe Erkeği Yine Kovalanıyor!
31 Temmuz 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Reklam, Tüm Yazılar, Yaratıcı Reklamlar, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Axe kullanan erkekler az mı çekti bayanlardan, izlediğimiz reklamlarda? Asansörlerde tacize mi uğramadılar, restoranlarda olmadık hallere mi düşmediler? Kısacası Axe erkeğinin peşini bayanlar bir türlü bırakmadı.
Axe marka imajına son derece uyan ve oldukça yaratıcı bir çalışmaya imza atmış Danimarka’da. Alıştığımız Axe Etkisi gerçeğe dönüştürülmüş.
Danimarka’nın Aarhus şehri her yıl Avrupa’nın en büyük “bayan” koşusuna ev sahipliği yapıyor. Bu sene 6000 bayanın katıldığı koşuda Axe, cin fikirli bir gösteri hazırlamış. Yarış başlamadan hemen önce Axe erkeği, piste çıkıyor, üzerine bolca Axe sıktıktan sonra yarış başlıyor ve Axe erkeği 100 metre kadar koşucu bayanların önünden koşuyor, seyirciler Axe T-Shirt’ü giymiş bir erkeğin 6000 kadın tarafından kovalanmasını suratlarında şarşırma ifadesi ve tebessümle seyrediyorlar, ve 100 metre sonra Axe erkeği çitlerden atlayarak, uzaklaşıyor….

Halihazırda koşmakta olan yarışmacıları, Axe erkeğini kovalıyormuş gibi göstererek, ucuz, zekice ve neşeli bir tanıtım yolu seçmiş Axe.
Bilmem Anlatabiliyor Muyum?
24 Temmuz 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Önemli Başlıklar
Herzaman birilerine anlatmak istediğimiz şeyler, iletmeye çalştığımız mesajlar vardır. Hele söz konusu pazarlama olunca… Onca para ve emek harcanarak hazırlanan reklamlar, promosyonlar, kampanyalarla, satın alınan kısıtlı sürelerde, karşımızdakine mesajımızı iletebilmektir derdimiz. Doğru iletişim yöntemini seçmek, mesajı karşı tarafın doğru bir şekilde anlamasını sağlar. Ne var ki mutlak doğru bir iletişim yönteminden bahsetmek mümkün değil. Doğru iletişim yöntemi ülkeden ülkeye, toplumdan topluma hatta kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Hedef kitleniz ile iletişime geçmek için en doğru iletişim yöntemini bulmak sizin işiniz… Onlarla aynı dilden konuşmuyorsanız, anlatmaya çalıştığınız şeyin hiçbir önemi yok.

Unicef, Ruanda’da anne ve çocuk sağlığı üzerine yürüttüğü bir kampanyada Ruanda’lı anneleri bilgilendirmek için ülkenin dilinde afişler hazırlatmış. Çok geçmeden kampanyayı yönetenler, afişlerin bekledikleri etkiyi yaratmaktan uzak olduğunu farketmişler. Avrupa’da gayet başarılı olan bu yöntemin Ruanda’da tutmadığını görmüşler ve toplumun iletişim yöntemlerini araştırmaya koyulmuşlar. Anlamışlar ki şarkılar ve şarkı söylemek Ruandalı kadınların iletişimlerinde büyük bir role sahip. Ruandalı kadınlar sık sık şarkı söylüyor, hatta özel günlerde birbirlerine, karşılarındakinin adında yazdıkları şarkılar hediye ediyorlarmış. Bu durumu farkettikten sonra kampanyayı yönetenler, mesajlarını şarkılar yoluyla iletmeye karar vermişler. Ülkenin dilinde (Kinyarwanda dili)* , en çok dinlenen radyolarda yayınlanmak üzere, afişlerde anlatmak istediklerini anlatan şarkılar yazdırmışlar. Şarkılar yayınlandığında Ruandalı annelerin dillerine hemen yerleşmiş. Böylece Unicef geç te olsa Ruanda’lı annelerle iletişim kurmak için doğru yöntemi bulmuş.

Arada bir, özellikle yurtdışında çekilmiş reklam filmlerinin üzerine dublaj yapılarak yayınlanan reklam filmlerini gördükçe, kendime, karşımdakiyle aynı dilden konuşuyor muyum? diye soruyorum. Sizlere de tavsiye ederim…
Erman
Büyük Etki Yaratan Küçük Değişiklikler
18 Temmuz 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Reklam, Tüm Yazılar, Yaratıcı Reklamlar, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Bir afiş, billboard, poster ne kadar iyi tasarlanmış ve hazırlanmış olursa olsun hergün içinde yüzdüğümüz reklam okyanusunda kaybolmaya mahkum. Fakat zeka parıltısı içeren bir yada birkaç değişiklikle sıradan mecraları, şaşırtıcı, ilginç ve çarpıcı hale getirmek mümkün. Saatchi & Saatchi Jakarta, geleneksel yollarla kullanıldığında sıradan olabilecek, dikkat çekmekten uzak olacak bir görsel metaryeli doğru yerde doğru şekilde kullanarak insanları şaşırtmayı ve almayı beklediği pozitif tepkinin çok ötesinde bir başarı yakalamayı başarmış.
Yaptıkları şey, hazırladıkları posteri bir alışveriş merkezinin tabanına yapıştırmak ama asıl akıllıca olan alışveriş merkezi ziyaretçilerini dinamik bir öğe olarak kullanmaları.

Köpeklerdeki pire ve kenelere karşı sprey üreten Frontline firması için hazırlanan bu yaratıcı çalışmada, kaşınan bir köpeğin resminin bulunduğu poster alışveriş merkezinin tabanına yapıştırılmış. Üzerinde gezinen insanlar ise yukarıdaki katlardan bakıldığında köpeğin üzerinde dolaşan pireler gibi görünüyor. “Onları köpeğinizden uzak tutun” sloganını taşıyan dev posterler, Endonezya’da 3 farklı alışveriş merkezine uygulanmış. Endonezya’da yerel bir petshop zinciri olan firma kısıtlı bütçesiyle, çok daha pahalı olan televizyon reklamlarından daha büyük bir etki yaratmayı başarmış.
En pahalı TV reklamlarının görmezden gelindiği bir ortamda başarılı sonuçlar elde etmek için, yaratıcı ve çarpıcı olmak şart. Zeka parıltısı içeren yaratıcı değişikliklerle en sıradan şeyleri bile üzerine konuşulmaya değer yapabileceğimizin kanıtı niteliğinde bir çalışma… Ve üzerine konuşulmaya, başkalarına anlatılmaya değer bulunan, bizi şaşırtan, gülümseten ürünler, hizmetler, kampanyalar başarılı olurlar…
Bunun yanında bu kampanyanın bize anlatığı önemli birşey daha var; bütçe kısıtı ve/veya diğer engellerin, engel olmalarının yanısıra yaratıcılığı kamçılayan faktörler olmaları… Yaratıcılık söz konusu olduğunda engeller, olanaksızlıklar dostumuzdur aslında… Tüm büyük icatlara bizi hayran bırakan şey, onların engellerin, olanaksızlıkların çevresinden zekice, yaratıcı ve farklı bir şekilde dolaşıp istedikleri sonuca varmalarıdır. Havada yol almak bizim için problem olmasaydı uçakların havada süzülmesi bizi kendine hayran bırakır mıydı acaba? Zorluklar, olanaksızlıklar, vasat çalışmalar için asla bahane olamazlar, aksine önümüze koydukları engellerle etrafından zekice dolaşmamız için, yaratıcılığımızı ortaya koyabilmemiz için fırsatlar sunarlar.
(Not: Yazıdaki bir günlük gecikmeden dolayı özür dilerim.)
Erman
Efes Pilsen – Beer Lab – Biraya Yepyeni Yorumlar
10 Temmuz 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Önemli Başlıklar
Geçtiğimiz günlerde Sayın Ercan Meral’in konuğu olarak Efes One Love Festival’daydım. Efes Pilsen bizlere herseferinde, pazar lideri olmanın durup dinlenmek, eskimek için bir sebep olmadığını gösteriyor. One Love, her yıl kendini aşan, misafirlerine son derece eğlenceli ve nezih bir ortam sunan bir organizasyon ve alıştığımız Efes dinamizminin, coşkusunun bir örneği. Yarışmaları, oyunları, standları, aktiviteleri, düzenliliği ile son derece tatmin edici olan, One Love Festival ve ona emek veren Efes çalışanları kesinlikle övgüyü hak ediyor. Fakat festivaldeki bir stand benim özellikle ilgimi çekti.

Sizlere “Beer Lab”ten bahsetmek istiyorum. Beer Lab alışılagelmiş kokteylleri ve “yeni” tatları bira ile yorumlayarak farklı deneyimler sunan bir stand. Şık dekorasyonu ilgimi ilk çeken şey oldu. Stand’a yaklaşıp, görevlilerin uzattığı, tarifleriyle birlikte kokteyllerin yer aldığı kitapçığa göz attım. Daha önce bira’nın ana içki olduğu bir kokteyl içmediğimden, birayla iyi gideceğini düşündüğüm tatların kullanıldığı bir kokteyl seçmeye karar verdim ve bir “Beer Mojito” söyledim. Rom yerine biranın kullanıldığı mojito’yu oldukça hızlı ve hem göze hem damağa hitap edecek şekilde hazırladı işinin ehli barmenler. Nane ve Lime’la beklediğimden çok daha güzel bir tat elde etmişti bira laborantlarımız. The Beast, Sour Flair, Margarita (Beergarita), Bloody Mary’nin bira versiyonu gibi daha bir çok değişik kokteyl seçeneği sunan Beer Lab farklı, eğlenceli ve son derece akıllıca bir girişim.

Gerçekten akıllıca… Açıkçası Efes’in Beer Lab’le ilgili planlarını bilmiyorum, ama sunulduğu ortam, fiyat politikası, içeceklerin özellikleri kafamda birşeyler canlandırdı… Beer Lab’in özellikle üniversite öğrencilerinin takıldığı barlarda büyük ilgi uyandıracağı kanaatindeyim. Tabi ki sadece üniversite öğrencilerine değil farklı tatlar denemeye açık olan herkese hitap ediyor Beer Lab. En büyük avantajlarından biri fiyat; normalde çok daha pahalı ithal içkilerle hazırlanan kokteyller bira ile hazırlandığından fiyatları otomatikman düşüyor. Bu da Beer Lab ürünlerini, içki tercih ederken kriterleri “şık görünmesi” ve “tadının hoş olması” olan, başta bayanlar olmak üzere yumuşak içimli içkiler tercih edenler için çok daha çekici hale getiriyor.
İnsanlar, 1 kokteyl içip kalkmaktansa 3 bira içip gittikleri mekanda daha fazla zaman geçirmek istiyorlar. Bu yüzden ilk tercihleri bira oluyor. Kokteyllerde ise insanları çeken genellikle hoş içimi ve şık görüntüsüdür. Bu iki özelliği alıştıkları bir tatla, birayla birleştirip uygun fiyatla sunduğunuzda olağanüstü bir taleple karşılaşmamak şaşırtıcı olur doğrusu.
Daha önce de belirttiğim gibi Beer Lab Kokteylleri hem yumuşak içimli hem de aromatik. Yüksek alkol oranı içki seçerken ilk tercihleri olmayanları ele aldığımızda, Miller gibi yumuşak içimli veya Mariachi gibi aromalı biraları tercih ettiklerini görüyoruz. Bu yüzden bunu Beer Lab’in potansiyel başarısının habercisi olarak algılıyorum.
Beer Lab Kokteyllerinde ana içki olarak bira kullanıldığından ve farklı bileşenler tarafından içeçekteki bira seyreltildiğinden alkol oranı biraz düşük oluyor kokteyllerde. Bu tatları klasik “Biracılara” ve sert içki sevenlere beğendirmek biraz zor olabilir. Ki beğendirmeye çalışmak ta manasız olur kanımca, en azından ilk etapta. Segmentasyon yapılırken birileri dışlanır, dışlanır ki ürün veya marka birilerine (esas kitlesine) daha yakın olsun, onların zevklerine, ihtiyaçlarına, taleplerine daha iyi cevap verebilsin daha iyi özelleşsin. Bu yüzden eğer Beer Lab projesinin başında olsaydım bayanlara, hatta üniversite öğrencisi bayanlara yönelik, onlara özel bir marka ve ürünler yaratma çabası içinde olurdum. Çünkü gördüğüm kadarıyla Beer Lab kokteylleri bayanlarda tutkuya dönüşebilme potansiyeli taşıyor, fazlasıyla. Kendinlerini ait hissedebilecekleri, onlara özel olduğunu hissedebilecekleri, farklı hissedebilecekleri bir marka ve ürünler sunmak adına genel hedef kitlenin bir kısmını feda etmekte sakınca görmüyorum. Sonuçta herkes için bazı şeyler ifade etmektense, bazıları için çok şey ifade etmenin gücüne ve önemine inanıyorum…

Fiyat ve “hoş içim”in yanısıra Beer Lab’in bir diğer artısı “Farklılığı”. Daha önce birçok yazımda bahsettiğim gibi farklı olmak, konuşulmaya, anlatılmaya değer olmak başarının gereği… Sadece Türkiye’de değil dünyada da bellirli oyuncuları, belirli reklam tarzları ile statik bir tablo çizen bira endüstrisinin değişime çok açık olduğu söylenemez. Yıllardır bira biradır… değişmez, özellikle yurtdışındaki reklamlarda çizilen “boys club” imajı gibi… Ama Efes gibi Türkiye pazarının %80′ine hakim olan bir devin değişimin ve farklılığın önemini anlamış olması Türkiye’de pazarlama için son derece umut ve mutluluk verici. Yıllardır bira olan birayı farklı ve yaratıcı bir biçimde tekrar bize sunması, en azından “denemesi”, bu cesareti göstermesi Efes’in başarılı olacağının kanıtıdır. Başarının adı Beer Lab olur ya da olmaz… Değişim cesaret gerektirir, başarı ise değişim… Ve Efes değişmeye, fark yaratmaya, denemeye devam ettikçe başarısı da daim olacaktır. Liderlerin önünde takip edebilecekleri bir yol yoktur, onlar yeni yollar açtıkça lider kalırlar, daha önce hiç kimsenin gitmediği yerlere gitmenin heyecanı yeni açtıkları yollarda dikenlere basma riskini göze almalarını sağlar. Diğerleri… diğerleri bu cesareti gösteremedikçe lideri takip etmek ve en iyi ihtimalle ikinci kalmak zorundadırlar.
Son olarak Beer Lab’i size yeniden tanımlamak istiyorum; “hoş içimli”, “şık”, “farklı”, “uygun fiyatlı” bira kokteylleri…
Gerçek Ses; Loewe Reklamı
3 Temmuz 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Reklam, Tüm Yazılar, Yaratıcı Reklamlar, Önemli Başlıklar
Görüntü ve ses sistemleri üreticisi Loewe için hazırlanan son derece yaratıcı bir reklam izleyeceğiz. Loewe ürünlerinin gerçekçi ses kalitesini espirili bir şekilde anlatan reklam Alman reklam ajansı Scholz & Friends tarafından hazırlanmış.
Reklamda, kumandadan ses yükseltildiğinde koroya yeni üyeler ekleniyor, bass arttırıldığında koroya yeni bas vokaller ekleniyor, treble (tiz) arttırıldığında sopranolar kendilerini yırtıyorlar, balance (denge) ayarı yapıldığında ise koro sağa ve sola doğru kayarak sesin yönünü değiştiriyor, aynı mikrofon, amfi ve diğer teknik teçhizattan uzak bir ortamda olacağı gibi. Loewe, sesin en ham, en gerçek haliyle dinleyiciye ulaştırıldığının altını çizerken, bizleri gülümsetmeyi de başarıyor.

