Diesel’in Aptallık Sevdası

Diesel’in son kampanyasında kullandığı aptallık temasının hangi amaca hizmet ettiğini alnayabilmiş değilim. İngilterede London Anomaly ajansı tarafından hazırlanan kampanya gerçekten ajansın adını yaptığı işe taşımış gibi gözüküyor. İşte kampanya da yer alan görseller;

Diğer görsellere sitemize yeni eklenen ve resimlerin daha az yer kaplayıp derli toplu durmasını sağlayan galerilerimiz aracılığıyla inceleyebilirsiniz.

“Be Stupid”

Gördüğünüz üzere kampanyada yer alan görsellerde genç insanlar akla yakın olmayan hareketler sergilerlerken görüntülenmiş. Kampanyanın genel sloganı “Be Stupid” yani “Aptal Olun!”. Diesel aptal insanların sayısını yeterli bulmamış olacak ki insanlara Aptal Olun vaadinde bulunuyor. Afişlerde yer alan diğer sloganlar ise şu şekilde;

Smart may have the brains, but stupid has the balls. – Zekilerin beyni olabilir ama Aptalların cesaretleri* var.

Smart sees what there is, Stupid sees what there could be. – Zekiler neyin olduğunu, Aptallar ise neyin olabileceğini görürler.

Stupid is trial and error. Mostly error. – Aptallık deneme-yanılmadır. Genelde yanılma…

Smart has the plans but, Stupid has the stories. – Zekilerin planları, Aptalların hikayeleri vardır.

If we didn’t have stupid thoughts, we’d have no interesting thoughts at all. – Aptalca fikirlerimiz olmasaydı, hiç ilginç düşüncemiz de olmazdı.

Smart says no, Stupid says yes. – Zekiler hayır, Aptallar evet der.

Smart listens to the head, Stupid listens to the hearth. – Zekiler aklını, Aptallar kalbini dinler.

Only stupid can truly be brilliant – Sadece aptal gerçekten göz kamaştırıcı olabilir.

We are with stupid – Aptalların yanındayız.

Stupid may fail, Smart doesn’t even try. – Aptal yanılabilir ancak Zeki denemez bile.

Smart critiques, Stupid creates. – Zeki eleştirir, aptal yaratır.

Smart plans, Stupid improvises. – Zeki planlar, Aptal doğaçlar.

Smart may have the answers, but Stupid has all the interesting questions. – Zekilerin cevapları vardır, ama tüm ilginç sorular Aptal’dan gelir.

Long live stupid. – Çok yaşa aptallık.

Jocks vs. Nerds

Aptallığı bu kadar ateşli savunmanın markaya, müşteriler ya da potansiyel müşterilere olan katkısını anlayamamış olmakla birlikte, Bu kadar sık tekrarlanan kavramın ne ile özdeşleştirilmeye çalıştığını da idrak etmek zor. Görünen; markanın Aptallıkla, hedef kitlenin aptal insanlarla özdeşleştirilmeye çalışıldığı. Ama neden?

Aptallık ve zekilik kavramlarının da yanlış kullanıldığını düşündüğüm kampanyada Aptal, anı yaşamayı seven ve sezgileriyle hareket eden, deneysel  insan yerine kullanılmış. Zeki ise gidişhattan memnun, statükocu (Status-Quo), değişim ve yeniliğe kapalı insan yerine kullanılan bir kavram olmuş.Dünyada pozitif anlamda değişim ve yeniliğe sebep olan insanların hemen hemen hepsinin gayet zeki bireyler olduğunu, sezgileriyle hareket eden, deneysel insanların hepsinin aptal ilan edilemeyeceğini düşündüğümüzde bu kavramlarla kastedilen şeylerin pek te kelimelerin anlamlarına oturmadığını görüyoruz rahatlıkla.

Diesel’in aptal-zeki ayrımını, amerikan lise ve üniversitelerindeki nerds(geeks)/jocks(bimbos) grupların ayrımı gibi algılanacağını düşünerek hareket ettiğini ve bunun bir segmentasyon hamlesi olduğunu düşünüyorum. Diesel’in bizim hedef kitlemiz “geek”ler (zeki ancak antisosyal) değil, dışgörünüşüne fazla düşkün ve kafasını bundan başka birşeye yormayan insanlar demeye ihtiyaç duymasını gerektirecek bir durum görmüyorum. Kaldı ki, gerçekten dışgörünüşünden başka birşey ile ilgilenmen ve zeka/kültür açısından zayıf olan insanlar bile suratların APTAL denilmesinden hoşlanmaz.

Zeki ancak antisosyal olan ve dışgörünüşüne önem vermeyen bu kitleyi dışlayarak markanın asıl hedeflediği ve bu sosyal grubun zıttı olarak gördüğü kitleye yakınlaştırılmaya çalışıldığını düşünebiliriz. Ancak hedef kitlenizle markanız arasında ortak nokta olarak belirlediğiniz değer ya da kavram APTAL gibi küçük düşürücü bir sözcükse hedeflediğiniz yere varıp varamayacağınız oldukça şaibeli olacaktır.

Hedef Kitlemiz Aptallar

Segmentinizi belirlerken insanları belirli ortak yönleri etrafında birleştirirsiniz, bunun dışında kalan yada zıttı olan grupları dışlayarak sizin hedefinizdeki kitleyi birbirne yakın, özel ve farklı hissettirirsiniz. Audi veya Apple’ın çalışmalarında bunun başarılı örneklerini görebiliyoruz. “Be Stupid” kampanyası ise sıradışı olmaya çalışırken rahatsız edici olmuş. Daha önce de söylediğim gibi insanlar kendilerini Aptal olarak tanımlayan bir gruba dahil etmek istemeyeceklerdir. Ne kadar aptal olurlarsa olsunlar. Ne yazık ki şahsen bu kampanyayı benimseyecek “Aptalım ve bununla gurur duyuyorum! Siz markanın verdiği mesajı anlayamamışsınız.” diyecek insanlar tanıyor olsam da genel kanı bunun aksi yönünde olacaktır diye düşünüyorum. İnsanlar soracaktır; Neden aptal olmak isteyeyim? Aptallığa inanan bir markayı neden satın alayım?

Bu kampanya muhtemelen Türkiye’de yayınlanmayacak olsa da, Türkiye gibi gelir dağılımının çok adaletli olmadığı ve Diesel gibi ithal malların genel gelir seviyesinin çok üstünde olduğu ülkelerde zaten pahalı ürünlerin satın alınması gereksiz ve aptalca olarak algılandığından, bu kampanya pahalı ürünlerin bu dezavantajının üstüne tuz biber ekecektir. “Bir kot pantolona 400TL verilir mi aptal mısın sen?” sorusuna evet Aptalım diye cevap verecek kaç kişi tanıyorsunuz? “Diesel almak için aptal olmak gerek” algısı yaratmaktan korkmadan böyle cesur bir hamle yapmasına şaşırdım doğrusu Diesel’in.

İnsanlara “Bir kot pantolona 400TL verilir mi aptal mısın sen?” sorusuna, kalitesinden, kesiminden, marka imajından, mağazalarındaki hizmetten vb. veriyorum bu parayı dedirtmek, bu gibi avantajlara odaklanmak varken, Aptal kavramına yüklenmenin gereksiz ve mantıksız olduğu kanaatindeyim.

Kampanyanın Arkasındaki Derin Manalar

Kampanyanın bize kendimiz aptallaştırmamız gerektiğini değil, anı yaşamamız gerektiğini söylediğini iddia eden bir grup var bir de. Haklı oldukları yan, kampanya hazırlanırken yüksek ihtimalle, yaratılmaya çalışılan algı hedeflenen insanların, anı yaşayan, spontane ve sezgisel hareket eden, yaratıcı, yeniliklere açık insanlar olduğudur.

Kampanyanın arkasında derin manalar olduğunu savunan bir yazıda şöyle birşey okudum;

Belirsizliklerin ortasında kapanakısılmış durumdayız. Terör tehtidi, ekonomik bilinmezlik, çevresel değişimler… Kontrolümüz dışında olan büyük güçler. Geleceğin ne getireceği bilinmez olduğundan Diesel bize anı yaşamamız gerektiğini öğütlüyor.

İnsanlar farklı algılara sahip olabilirler ancak “Be Stupid!” gibi basit bir mesaja böyle derin (hatta içinde terör tehtidi geçen) anlamlar yüklemek biraz zorlama değil mi sizce de?

Diesel’in anı yaşayan, spontane ve sezgisel hareket eden, yaratıcı, yeniliklere açık insanları hedeflemiş ve bize hayata dair büyük öğütler vermeyi amaçlamış olduğunu düşünsek bile, bu kavramların birleştirildiği ve kampanyanın temelini oluşturan kelime yanlış. Bahsi geçen özellikler, sanatçı ruhlu, özgür insanlarda bulunmaktadır. Diesel Aptal’ı tanımlarken, kasten olmasa da bu insanları da aptallıkla itham ve rencide etme ihtimalini de gözönünde bulundurmuş olmalıydı.

Kaş Yaparken Göz Çıkarmak

Anomaly isimli ajansın hazırladığı bu anormal çalışma, uçuk ve farklı olmak isteyen Diesel’i durmak istediği çizgiyi biraz geçmesine sebep olmuş. Uçlarda olmak bazı markalar için pozitif bir etki yaratsa da, rahatsız edici olmak hiçbir markaya katkı sağlamaz. Bir de Diesel’in daha önceki çalışmalarında çizdiği, tadında asi, hırçın ve farklı imajı düşündüğümüzde, zaten bu kampanyada hedeflediği kitlenin gözünde, hedeflediği imaja sahip olduğunu biliyoruz. Bu yüzden bu kampanyanın asıl hedefinden sapmış, ilgi çeken ancak rahatsız edici, insanların hatırlarında kalsa bile nahoş bir şekilde kalan bir kampanya olduğunu düşünüyorum.

Erman
Marketing Türkiye Net

“Be Stupid!” kampanyasına yapılan farklı yorumlar;

Oldukça etkili olduğunu itiraf etmeliyim. Herkese bu reklamlardan ne kadar nefret ettiğimi söylüyorum. -Susan B.

Aslında Beğendim. Bana eski Diesel reklamlarını hatırlattı. -Anthony Sykes

Eskiden Diesel “Vaugely Cool” (Belirsiz ve Havalı) değil miydi? Kendime bu benim eskiden saygı duyduğum marka mı diye sordum. Onlar mı yoksa ben mi değiştim bilemiyorum – Thomas H.

Bu kampanyanın, insanların markayı yeniden keşfetmesi açısından zekice olduğunu düşünüyorum. -Ryan Christoph

Nedense bana “Just Do It”i çağrıştırdı, sanki aynı şeyi söylüyor gibiler. – A. Brohan

Siz de bu kampanya ile ilgili görüşlerinizi aşağıdaki formu doldurarak bizlerle paylaşabilirsiniz.

VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 7.3/10 (4 votes cast)
VN:F [1.8.1_1037]
Rating: +1 (from 5 votes)

Herşey Gider Marka Kalır

Batı ülkeleri bilimsel ve teknik gelişmeleri üretime yansıtılmasıyla ortaya çıkan sanayi devrimi ile birlikte sahip oldukları sermaye birikimini arttırarak dünya ekonomisideki konumlarını iyileştirip, sağlamlaştırdılar. Bu günkü yerlerinde olmalarının temel sebepleri olarak kolonizasyon ve sanayi devrimi sayılabilir. Bizler se Rönesans ve Reformda olduğu gibi, sanayi devrimini de kaçırmış bir toplum olarak zaman zaman yapılan sanayi gelişimine yönelik faaliyetleri baltalamaktan, baltalanmasına göz yummaktan, ülkemizin endüstrisi için üzüntümüzü dile getirmekten öteye gidemedik ne yazık ki. Tabi birkaç ulusal şirketimizin Türkiye sanayisini geliştirme yönündeki çabalarının da hakkını yememek gerek.

Yanlış anlaşılmasın bu “Avrupa şöyle, Türkiye böyle” gibi bir karşılaştırma yapan, klişe bir yazı değil. Sadece, Türkiye’de yaşayan herkesin gerçekleşmesini istediği “Türkiye’nin ekonomik refah seviyesinin artması”nı sağlayacak faktörlere farklı bir bakış açısı sunmaktır hedeflenen.

İnsanoğlu bildiğini değiştirme, yenileme konusunda pek gayretli değildir. Eski çağlarda deneme yanılma yolu ile elde ettiği bilgiler (hangi yiyeceklerin zehirli olup hangilerinin olmadığı gibi) hayati olduğundan, önceden yanlış dediğini yeniden deneme gibi bir lüksü olmadığından, birkere aklına yazdığını sınamadan uygulama gibi bir alışkanlık geliştirmiştir.  Ancak riskli de olsa farklı olanı deneme ve alışılagelmişin dışında bakabilen bireyler, içinde yaşadıkları topluluklara öncülük ederek onların gelişimine ön ayak olmuşlardır. Bu yüzden, ülkemizin ekonomik problemleri de dahil, sorunlara farklı açılardan yaklaşmak çözüme doğru bir adım daha atmamızı sağlayacaktır.

Sayın Üstün Dökmen hocamın da dediği gibi bu ülkenin yapısında hem yılgınlık hem yılmazlık var. Karşılaştığı basit ama ilginç bir ürün karşısında “Gavur işte yapıyor, biz yapamayız” diyen de bu ülkenin insanı, tüm Avrupa donanmasını boğaza demir atmış gördüğünde “Geldikleri gibi giderler.” diyen de bu ülkenin insanı.  Yüce önder Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşı için dört adet planı vardı;1.Plan: Düşman Sakarya’da durdurmak. 2.Plan: Gerekirse Kars’a kadar çekilip tüm yurtta müdafa yapmak. 3.Plan: Başkenti Ankara’dan Kayseri’ye taşımak. 4.Plan: Bitlis’e kadar çekilip savunmaya devam etmek. Hatta bu konuda bölgenin ileri gelenlerinden Mehmet (Budak) Bey’e sorar; “Bitlisin dağları bizi saklar mı?” Mehmet bey cevap verir; “Saklar! Biz de Bitlisin dağları da sana feda, emrindeyiz Paşam”. “Rönesans, reform ve sanayi devrimini kaçırdık, bu ülke adam olmaz” deyip havlu atmak ta bir seçenek, “bundan sonra ne yapabiliriz?” demek te bir seçenek. Planımız istediği gibi gitmediğinde ne yapacağımızı bilmemek doğal olarak yılgınlığa sevk eder bizi. Alternatif planlarımızın olması ise ayaklarımızın yere sağlam basmasını sağlar. Unutmamak gerekir ki gelişmiş sanayi tek başına bir amaç değil, ekonomik refah seviyesi yüksek bir ülke yaratmak için araçtır. Gelişmemiş sanayimize hayıflanmak yerine, Bu koşullar altında neler yapabiliriz deyip, dünyadaki başarı örneklerini analiz etmek en akıllıca davranış olacaktır.

Sanayi devriminden sonraki gelişmeleri incelediğimizde; batı ülkelerinin önce hammadeyi kendi ülkelerinde çıkarıp ya da sömürgelerinden getirip, kendi fabrikalarında işleyip, kendi markalarıyla, farklı ülkelere satarak zenginleşebileceklerini farkettikleri ve vargüçleriyle buna çalıştıklarını görüyoruz. Ancak zenginleşmenin getirdiği enflasyonist baskı, artan refah seviyesi ve bunlara bağlı olarak ülkedeki işçi ve çalışanların ücretlerinin artması maliyetleri olumsuz yönde etkilediğinden, hammaddeyi daha ucuz iş gücüyle daha ucuza üreten ülkelerden satın alıp ülkelerindeki fabrikalarda işlemenin daha ucuz olacağını farkettiler. Yine aynı sebeplerden fabrikalar da maliyetler açısından yük olmaya başlayınca, fabrikalarını doğudaki işgücünün düşük olduğu ülkelere kaydırdılar. Özellikle tekstilde görüldüğü üzere, sanayi doğuya kayıp o ülke ekonomisini canlandırdıkça emeğin değeri artıp, fabrikların daha da doğudaki ülkelere kaymasına sebep oldu. Zamanında ülkemize de ucuz iş gücünden dolayı gelen fabrikalar, doğuya, asyaya, özellikle Çin’e kaymaya başladığında isyan eden Tekstilcileri hatırlarsınız. Tekstil fabrikalarının sanayi devriminden sonraki hareket ve tarihini incelendiğinde bu gayet beklenen, daha önce de farklı ülkelerde olmuş, bir olaydı. Sadece tekstil değil tüm sektörlerin üretimi en ucuz iş gücünü, kalabalık nüfusundan dolayı barındıran ülkeye Çin’e kayıyor. Peki kazanan Çin mi? Hayır sadece Çin değil. Ancak Çin’de kazanıyor. Ne zamana kadar? Ülkesindeki iş gücü maliyetlerini minimumda tutabildiği sürece. Olur da Çin halkı bu sanayileşme sürecinden ekonomik anlamda bir refaha kavuşur da daha yüksek maaşlar talep ederse, dünya ekonomisi üretimi daha ucuza yaptıracağı, iş gücünün ucuz olduğu ülkeler arayacak, bulacak ve üretimi oraya taşıyacaktır.

Fabrikalar bu gün burada yarın farklı bir yerde. Peki nasıl zenginleşiyor bu ülkeler? MARKALARLA! Akıllı ülkeler üretim faktörleri kendi ülkelerine kaydığında canlanan ekonomiden istifade edip dünyaya ya da en azından komşularına sürekli mal veya hizmet satmalarını sağlayacak MARKALAR yaratmaya çabalıyorlar. Yarı mamül ya da etiketlenmemiş ürünleri ihraç etmek gerçek bir ekonomik kalkınma sağlamaz. Ülkemizde sıkça duyduğumuz “Biz burada üretiyoruz adam etiketini basıp bize misliyle satıyor.” Satacak tabi, fabrikası senin ülkende olsa da Marka onda. Marka’lara sahip olmak sürekli ihracatı ve güçlü bir ekonomiye sahip olmayı sağlar. Nokia Finlandiya’nın milli gelirinin %37,3′ünü yaratıyor tek başına. Üretiminin çoğu nerede? Malezyada… Aynı şekilde Nestle’nin İsviçre’nin milli gelirine katkısı %26,6. Hangi fabrika Çin’in milli gelirinin %10′unu tek başına sağlıyor?

Tabi ki Türkiye gibi büyük bir nüfusa sahip, büyük bir ülke de endüstriyel gelişimin gerekliliği sorgulanamaz ancak güçlü bir ekonomi istiyorsak güçlü markalara sahip olmalıyız. Markaları marka yapan ise sunuş şekilleri, potansiyel müşterilerin isteklerine (sadece ihtiyaçlarına değil) cevap verebilme kapasiteleri, özetle sahip oldukları yenilikçi ve farklı fikirlerdir. Farklı sunuş şekilleri bulmak, müşteri isteklerini anlamak ve analiz etmek, yenilikçi ürünler , artan kalite dolayısıyla müşteri sadakati oluşturmak ve geliştirmek, şirketlerde fikirleri yaratanların görevi. Bu yüzden Bu ülkeyi daha iyi bir ekonomiye kavuşturmak için, çiftçi ve sanayiciye ne kadar rol düşüyorsa, girişimcilere ve pazarlamacılara da en az o kadar rol düşmketedir. Markalar yaratacak olanlara… En nihayetinde herşey gider marka kalır.

Marketing Türkiye Network

12.01.2010 Tarihinde Maçka’daki sunumunda paylaştığı değerli fikir ve tecrübelerinden dolayı sayın hocamız, Prof. Üstün Dökmen’e teşekkür ve saygılarımla.

- Erman

VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0 (from 2 votes)

Yaratıcı İş İlanı – Tecrübeli Güvenlik Personeli Aranıyor

Hollanda’da tecrübeli güvenlik personeli arayan Shield Security’nin başvurduğu yöntem gerçekten dikkate değer.

İçine yerleştirilen metal harflerle; “ Tecrübeli Güvenlik Personeli Aranıyor! – Shieldsecurity.NL yazan bond çanta, alışveriş merkezleri, hava alanları gibi güvenlik denetimlerinin sıkça ve titizlikle yapıldığı yerlerde X-Ray’lerden geçiriliyor, böylece X-Ray’de çantayı inceleyen personel metal harflerden dolayı ekranda oluşan “Tecrübeli Güvenlik Personeli Aranıyor! Shieldsecurity.NL” yazısını görüyor. Hergün karşılaşılamayacak bu ilginç iş teklifi karşısında tepkisiz kalınması zor olduğundan muhtemelen şirket istediği tecrübeli güvenlik personellerinden bolca başvuru almış olmalı.

Ülkemizde aşırı emek arzının sonucu olarak, iş arayanlar başvurulularını farklılaştırıp diğer binlerce başvuruların arasından sıyrılmak için taklalar atarken, farklı ülkelerde işverenlerin doğru çalışana ulaşmak için yaratıcı çözümler üretip, diğer işverenlerin arasından sıyrılma çabasını görmek de ironik bir tablo oluşturuyor.

VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0 (from 0 votes)

Marketing Türkiye Net Teknik Yenilikler ve Haberler

Sitemize yeni, kullanışlı ve çok fonksiyonlu bir paylaşım bar’ı ekledik. (Sayfanın altında görebilirsiniz kendisini). Sol taraftaki 4 buton sayesinde Marketing Türkiye Net’in  Facebook, Twitter, Myspace ve Yahoo profillerinizi anında tanımasını sağlayıp, 1 tıkla beğendiklerinizi sosyal paylaşım sitelerindeki profillerinizde paylaşabilirsiniz . Sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarınızı Marketing Türkiye Net’e tanıttıktan sonra “Like Page” butonuna bastığınızda Status kısmında gördüğünüz başlık hemen profilinizde yer alacaktır.

Bunun dışında marifetli bar’ımızın diğer özellikleri ise yukardaki resimde de görebileceğiniz gibi bir çok platformda paylaşım imkanı sunması ve beğendiğiniz yazıları e-mail hesabınıza 1 tıkla ulaşarak (e-mail hesabınızın sayfasına gitmeden) istediğiz kişiye anında mail atablmenizi sağlaması.

Marketing Türkiye Net’in artık Twitter’ı var. Twitter’da, yayınlanan yazılarımızın dışında,  sitede neler olup bittiğine dair daha detay, ufak ayrıntıları da sizlerle paylaşacağız. Twitter safamıza, sitemize yeni eklediğimiz paylaşım barından, “Twitter Updates” butonuna tıklayarak ulaşabilirsiniz. (Marketing Türkiye Net Twitter)

Yılbaşında ve sonrasında bu hafta yazyların yayınlanmasında bir takım aksaklıklar ve gecikmeler meydana geldi. Bu aksaklıklardan dolayı prblem yaşamış olan okuyucularımızdan özür dileriz. Bu gecikmelerin ve aksaklıkların sebebi tamamen sitemizin altyapısını güncelledikten sonra olan değişikliklerdi. Yeni sürümler de bazen hatalı olabiliyor. Daha Yeni bir update ile bu problemin üstesinden geldik.

Marketing Türkiye Net yenilik ve güncellemeleri şimdilik bu kadar. En kısa zamanda farklı yeniliklerle tekrar karşınızda olacağız.

VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0 (from 0 votes)

Geçmişi, Ona Tanık Olamayanlara Yaşatmak

Bir kampanya hakkında yazmayalı uzun zaman oldu. Bu uzun beklemeye değer, kaliteli bir çalışmayı paylaşmak üzere bilgisayarımın başına geçtim bu hafta. Sözkonusu çalışmamız Polonya’dan.

Yakın tarihine dahi uzaklaşan, 2. dünya savaşı sırasında Polonya’da yaşanan dramı artık sadece bir hikaye, bir masal gibi dinleyen gençlere, o dönemi tüm gerçekliği ile anlatmak, daha doğru bir tabirle yaşatmak istenmiş San Markos Warsaw Ajansının yaptığı bu etkili çalışmada.

Bu doğrultuda, gençlerin boş vakitlerinin çoğunu geçirdikleri, sosyal paylaşım sitelerinden en çok tercih edileni facebook’u kullanarak gençlere ulaşmak hedeflenmiş. Facebook’ta Kostak ve Sosna isimli iki karakter oluşturularak, bu karakterlerin 1944′te evlerinin yağmalanışı, arkadaşlarının öldürülmesi gibi yaşadıkları tüm olayları 1. ağızdan ve fotoğraf , video gibi görsellerle güçlendirerek anlatılmış gençlere. Sosna ve Kostak başlarından geçen olayları günbegün fotoğraf, video ve belgelerle facebook’ta paylaştıkça, fotoğraf ve videoların altındaki yorumların sayısı, onları takip edenler, arkadaş listesine ekleyenlerin sayısı ile birlikte artmış. Fotoğraf ve videolar, 3000′den fazla gencin Kostak ve Sosna ile etkileşim halinde olup onların hayatlarını tecrübe etmelerini sağlamış. Onların başından geçenlere yorum yaparken, tipik bir insan özelliği tepkisiyle, kendilerini onların yerine koyup empati yapmaları olaylar, Kostak, Sosna ve kendileri arasında sıkı bağlar kurmuşlar. Bu ilişkiyi daha çarpıcı hale getiren, daha unutulmaz kılan ise sonunda Kostak ve Sosna’nın ölmesi. Savaş ortamında hiç bulunmamış olan Polonya’lı gençler kendi arkadaşlarının ölümüne şahit olurlar.

3000′e yakın arkadaşları olan ve Polonya Facebook’un en popüler karakterlerinden olan Sosna ve Kostak, amaçları doğrultusunda ölmüş fakat görevlerini başarıyla yerine getirmişlerdir. Polonya basını tarafından da geniş biçimde kapsanan bu kampanya, gençlere yakın tarihlerine kendi gözleriyle şahit olma fırsatı vererek, konuya olan duyarlılıklarını arttırmıştır.

Bu çalışma ile ilgili videoyu aşağıdaki link’e tıklayarak izleyebilirsiniz.

Click here To Watch Video
İzlemek İçin Tıklayın

Siz bu kampanyayı nasıl buldunuz? ve Sizce Türkiye’de böyle bir çalışma neler için uygulanabilir? (Yorum Kutusu Aşağıda)

VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0 (from 0 votes)

Mutlu Yıllar

2 Ocak 2010 - Yazar: Erman  
Kategori: Haberler, Tüm Yazılar, Önemli Başlıklar

Değerli Marketing Türkiye Net okurları;

Beraber bir yılı daha geride bırakıyoruz. Şunu bilmenizi istiyorum ki; yorumlarınız, bizimle paylaştıklarınız, yaptığınız en ufak katılımlar dahi bizim için çok değerli. Orada olduğunuzu bilmek gerçekten büyük mutluluk veren ve devam etmemizi sağlayan en büyük itici güç. Burada oluşan topluluk aynı ilgi alanını ya da mesleği paylaşan bir insan grubundan fazlası; düşünen, yaratıcı, yenilikçi, aydınlık insanların bir platform Marketing Türkiye Net. Sizlerin sayesinde…

Başladığımızda sadece 10 okuyucumuz vardı. Şu anda sadece e-mail ile bizi takip eden okuyucularımızın sayısı 200′e yaklaştı. Bunun dışında bizi takip eden yaklaşık 6000 okurumuz ayda  12000′den fazla sayfamızı ziyaret ediyor. Bir internet sitesi için çok yüksek rakamlar olmasa da; Flash Oyun Sitesi olmadığımızı ve hedef kitlemizin dar olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, ulaştığımız nokta bizleri tatmin ediyor.

2010′da başından beri hedeflediğimiz çok sesliliğe, yeni yazarlarla kavuşmayı umuyoruz. Yoğunluklarından dolayı fırsat bulup yazamayan saygıdeğer yazar adaylarımız umuyoruz ki 2010′da aramıza katılacak. Uzun zamandır aramıza katılması için sabırsızlandığımız birçok isim var. Bu isimlerden biri de GSK’da Key Account Manager olarak görev yapan sayın Mehmet İncegül. Şu an Londra’da bulunan sayın İncegül’ün, ülkeye dönerken yeni gözlemler, tespitler ve yazıları da beraberinde getirmesini umuyoruz.

Yeni yıl’ın hepinize pozitif yenilikler, mutluluk, sağlık ve başarı getirmesi diliyor ve ekliyoruz; İyi ki varsınız…

Beraber Nice Mutlu Yıllara

Marketing Türkiye Network

VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.8.1_1037]
Rating: 0 (from 0 votes)

Sonraki Sayfa »