Einstein’ın Şoförü Olmak
12 Mart 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Hikayeye göre Albert Einstein Princeton Üniversitesinde profesörken, sık sık otomobille farklı eyaletlere, şehirlere gidip konferanslar veriyormuş. Bu konferanslara onu getirip-götüren şoförü ise konferanslar süresince, salonun arkalarında oturup Einstein’ın konuşmalarını dinlermiş.

Şoförü bir gün, yine bir konferansa giderken, yıllardır dinleye dinleye konuşmaları ezberlediğini söylemiş Einstein’a. Einstein da yıllardır aynı şeyleri anlatmaktan sıkıldığını söyleyip, bu sefer kıyafetlerini değiştirip, konferanstaki konuşmayı yapmayı önermiş şoförüne. Öneriyi kabul eden şoför, çıkıp noktası, virgülüne ezberlediği konuşmayı başarıyla tamamlamış. Ancak konferansın sonunda beklenmedik ve oldukça zor bir fizik sorusuyla karşılaşınca bir an afallamış. Sonra soruyu soran katılımcıya dönüp, “Bana o kadar kolay bir soru sordunuz ki yanıtlamaya tenezzül etmeyeceğim. Bunu arkada oturan şoförüm bile yanıtlar.” Deyip arkada oturan Einstein’a söz vermiş…
Öncelikle hikayenin doğru olmadığına inandığımı söyleyeyim. Bu yıllardır hosteslik yapan birinin pilota, “Yıllardır sizinle uçuyorum, tüm hareketlerinizi ezberledim, verin bu seferlik İstanbul – New York uçuşunu ben yapayım.” demesi ve pilotun izin vermesi gibi… 1921′de Nobel Fizik ödülünü kazanan birini, Princeton Üniversitesinde çalışmaya başladığı 1933′te bilimsel yayınlarda yer alan fotoğraflarına rağmen tanımayan bir tane bile fizikçi akademisyenin olmadığı bir üniversite olduğunu düşünmüyorum ABD’de.

Bu gibi hikayeler genelde sonradan düşünülerek kişilere atfedilmiştir. Hiç yaşanmamış, ancak yaşansa etkileyici olacağı düşünülen hikayelerin dilden dile dolaşması ile ortaya çıkan efsaneler… Bilindik bir örneği de; “Risk Budur!”. Hemen herkes bir sınav sırasında öğrencilerine “Risk Nedir?” diyerek tek bir soru soran hocayı ve boş kağıda “Risk Budur!” yazıp veren ve 100 alan öğrencinin hikayesini hatırlayacaktır sanırım. Bakın bir ekşisözlük yazarına göre “risk budur” gibi cevaplar gerçek hayatta nasıl sonuçlar doğuruyor;
Einstein’ın ünlü sözünden; Imagination is more important than knowledge (Hayal gücü bilgiden daha önemlidir)
kötü geçen bir sınavda hocanın kendisi için sonradan doldurmak üzere hazırladığı not bölümüne (score) 95 yazarak
altına da “imagination is better than knowladge” yazıp 100 falan beklediğim,
ama kötü bir not alıp hocanın da “i imagine that my students work harder” diye kağıt üzerine not düşerek cevap verdiği söz.not: dersten kaldım.
19.11.2005 23:53
Hayatta hep Einstein’ın şoförü ya da “Risk Budur” diyen öğrenci gibi olmanız beklenir. Ancak gerçek şu ki; hazırcevaplık ve etkileyicilikleriyle ünlü bu hikayeler genelde üzerine düşünülüp, mükemmelleştirilmiş hikayelerdir. Gerçekte çok hızlı verilmiş ancak etkileyici ve başarılı sonuçlar yaratmış örneklerin sayısı oldukça azdır. Etkileyiciliklerinin bir sebebi de az olmaları belki de…
Bu hikaye bana Einstein’ın şoförü ol demiyor, nasıl insanları etkileyecek bir hikaye yaratılacağını anlatıyor. Einstein’ın şoförü ya da “Risk Budur” diyen öğrenci gibi etkileyici cevaplarınız varsa verin, fikirleriniz varsa uygulamaya koyun. Yoksa; dilden dile dolaşması için mükemmelleştirilmiş bir hikaye yazın. Pazarlamanın yaptığı şey; insanların bakış açılarını, etkilendikleri şeyleri ve isteklerini anlayıp onlara uygun hikayeler yaratıp satmaktır. Apple’ın farklılık, Volvo’nun güvenlik, Harley Davidson’ın özgürlük hikayelerinde olduğu gibi…
Işınlanmayı Bulan Bira Markası; Andes
5 Mart 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Reklam, Tüm Yazılar, Yaratıcı Reklamlar, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Arjantin’in ünlü bira markalarından Andes, erkeklerin kendilerine ayırdıkları veya arkadaşlarıyla erkek-erkeğe geçirmek istedikleri zamanlarda yaşadıkları “kızarkadaş” ve “dırdır” problemini alt etmek için erkekleri barlardan ışınlayan bir cihaz geliştirmiş; “Teletransporter”.

Saatchi & Saatchi Arjantin’den çıkan bu yaratıcı fikir, nerede olduklarını açıklamakta zorluk çeken Arjantinli’lere kolaylık sağlıyor. Andes Bira için yapılan bu çalışmada bir adet ses geçirmez kabin’in içerisine yerleştirilen bir bilgisayar sayesinde yüzlerce farklı ortam sesi kabinin içinde yaratılabiliyor böylece telefonda konuşulan kişiye farklı bir ortamdaymış izlenimi verilebiliyor. Sistem oldukça basit; Bar’daki birini sevgilisi arar, aranan kişi Teletransporter kabinine girer, bilgisayardan “Işanlanmak” istediği ortamı seçer örneğin Hastane, dışarıdaki sesi içeriye kesinlikle geçirmeyen kabinin içinde Hastane ortamı sesleri çalınırken telefonu cevaplar ve karşısındakine Hastanedeymiş izlenimi verir.
Teletransporter’ın videosunu izlemek için aşağıdaki resmin üstüne tıklayınız.
Teletransporter’lar Arjantin Mendoza’daki önemli bar ve klüplere yerleştirilmiş ve yerleştirilen yerlerin ziyaretçileri tarafından oldukça yoğun bir ilgiyle karşılaşmış.
Her ne kadar Andes Bira yalan değil, ışınlanma dese de insanları yalana teşvik ettiğinden etik açıdan tartışılabilecek bir uygulama. Öte yandan yaratıcı ve uygulandığı çevreden çok daha geniş bir coğrafyada duyularak, ilgi çekmiş hem ajansın hem de markanın adını dünyada geniş kitlelere duyurmayı başaran bir çalışma.
Andes Bira bu çalışma için şöyle diyor;
Birçok bira markası ortak bir dil kullanarak Erkeğin ihtiyaçlarını anladıklarını öne sürüyor. Ancak yaptıkları eyleme dökülmeyen mesajlardan ibaret. Arjantin’in Andina Bölgesinin lider bira firması Andes Teletransporter’ı sunar – neredeyse imkansız olan birşeyi gerçekleştirebilme kabiliyetinde olan devrimsel bir icat; Artık erkekler kızarkadaşlarıyla problem yaşamadan bara gidip arkadaşlarıyla bira içebilir. Teletransporter Arjantin Mendoza’daki önemli barlara yerleştirilmiştir. Einstein; madde’nin ışıktan hızlı hareket edemeyeceği için Işınlanmanın imkansız olduğunu önesürmüştür. Einstein yanılıyordu!
Viral Etki Yaratan Outdoor Mini Cooper Reklam Kampanyası
26 Şubat 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Reklam, Tüm Yazılar, Yaratıcı Reklamlar, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Arkasında iyi fikirler olan viral kampanyaların etkisi tartışılmaz. Ancak çoğu zaman viral kampanya eşittir komik / ilginç video gibi bir algının olduğunu görüyoruz yapılan işlere baktığımızda. Viral kelime anlamı olarak virüssel, virüs gibi yayılan demektir. Böyle bir etki yaratmak için de içinde zeka parıltısı barındıran fikirlerle oluşturulmuş çalışmalar gerekir. Bundan 5 sene önce dört bir yanımız komik ve ilginç videolarla sarılmamışken, bu tarz videolarla hedef kitlenin ilgisini çekmek mantıklı bir yaklaşımdı ancak günümüzde milyonlarca videonun içinde kaybolduğumuzdan çok farklı birşey olmadıkça bu gibi çalışmalar kolay kolay dikkatimizi çekmiyor.
Pazarlama açısından başarılı insanları ve kampanyaları incelerken, başarılı sonuçları matematikmişçesine formülize etmeden, başarılı olan insanların ve kampanyaların düşünme tarzlarını benimsemek ve farklı düşünmeyi öğrenebilmek önemlidir. Önceden gördüğünü tekrarlamaktan başka birşey yapmayan çalışmalara ilham olacak bir Outdoor çalışması var karşımızda. Amsterdam’da yaratıcı direktörlüğünü Thijs de Boer ve Martijn van der Werf ‘in, sanat direktörlüğünü ise Thom van Rijckevorsel’in yaptığı, Mini Cooper / BMW için hazırlanan çalışmada, yılbaşı öncesi, Amsterdam sokaklarındaki çöp’ler aşağıda gördüğünüz Mini Cooper hediye paketleri atılmış.

Ayda 99€ 'ya Mini Cooper sahibi olunabileceğini gösteren kampanyanın anlattıkları bununla sınırlı değil.
“Görünüşe göre biri yılbaşında hediye olarak Mini Cooper almış!” dedirten kampanyada Amsterdam’da göz önündeki çöplere yanlarında, Mini Cooper’ın bakılan açıdan çizimleri yeralan, içinden kırmızı hediye paketi jelatinlerinin çıktığı büyük, boş Mini Cooper kutuları bırakılmış. Üzerinde yer alan fiyat etiketinde de ayda 99€ yazıyor.
Dikkat çekici; içinden parlak jelatinler fırlamış olan, küçük bir araba ebatındaki bu kutuyu görmemeniz imkansız. Ayrıca hatırlanabilir ve paylaşılmaya değer; sadece Amsterdam için yapılan bu kampanyayı Amsterdam’ın nüfusunun 10 katı kadar insan internetteki yazılar, videolar ve insanların birbirine gönderdikleri e-mailler sayesinde öğrendi. Pazarlama ile alakalı bir çok insan tarafından da kaleme alınan bu kampanyanın yarattığı etki, sıradışı ve parlak fikirlerle yola çıkmanın viral etki yaratmak için birer zorunluluk olduğunun kanıtı niteliğinde.
Kutuların verdiği mesajın marka ile çok uyumlu olduğuna inanıyorum. Kolay kolay markaya bu denli oturan kampanyalar göremiyoruz. Peki ne anlatıyor bize bu iri kutular?
Küçük; Arabanın boyutlarına uygun olarak yapılmış olan kutular, bu arabanın sokaktaki çöpe atılabilecek boyutlarda bir kutuya sığabildiğini dolayısıyla küçük olduğunu…
Eğlenceli; Kutuların içinde ve çevresinde bulunan parlak kırmızı jelatinler, yılbaşı öncesinde alınmış bir hediyeyi, neşe ve eğlenceyi, hatta bu arabanın müthiş bir “oyuncak” olduğunu…
Makul Fiyatlı; Ayda 99€… Şaşırtıcı derecede makul fiyatlı ve hedef kitlesinin neredeyse tamamı için alınabilir olduğunu…
Farklı olduğunu, zeki olduğunu ve çok ta ciddi olmadığını anlatıyor.
Kısacası bu kampanya, bir kampanyanın yapması gereken hemen herşeyi doğru yaparak, hedef kitle ve markanın özelliklerini öne çıkarıp, aralarında bir köprü görevi görüyor. Bize de bu çalışmayı takdir etmek düşüyor.
Daha ilginci ise böyle bir etki yaratan kampanyada sadece 12 tane kutunun kullanılmış olması…
Bir Pazarlama Başarısı Olarak İsmail YK
19 Şubat 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Önemli Başlıklar
Genelde başarılı pazarlama ya da başarılı pazarlamacı örneklerini şirket sahiplerinden ya da yöneticilerinden verirdim. Bu sefer çok daha farklı bir alandan birinin pazarlama anlamındaki başarısı çarptı gözüme; İsmail YK.
Zaman zaman tarzı ve şarkı sözleri alay konusu olan İsmail YK, şüphesiz ki tarzım değil. Ancak beğenmediğimiz konulardan, olaylardan ve kimselerden de pekala ders çıkarabiliriz doğru yere baktığımızda. Yaptığı müziğin kalitesi açısından başarısız bulunsa da, İsmail YK’nın albüm satışları açısından başarılı olduğu, son 5 yılda sürekli en çok satan albümler listesinde yer almasından kolayca anlaşılıyor.

Bu yüksek satışların arkasında planlı bir pazarlama stratejisinin olduğunu düşünüyorum. Böyle düşünmeme ise izlediğim bir video sebep oldu. Video‘da yüzeysel şarkısözleri ve tekdüze müziği ile tanıdığımız İsmail YK yaylı tamburdan kemana, kanundan bağlamaya birçok müzik aletini, görece iyi çaldığını görüyoruz. Bu durum yaptığı müziğin kalitesi hakkındaki görüşleri değiştirmese de, şu soru akıllara geliyor, bu kadar müzik aletine, özellikle doğu sazlarına hakim bir adam neden bas gaza aşkım bas gaza gibi şarkılar yapıyor? Pekala çaldığı enstrümanların kullanıldığı müzik türlerine göz atarak çok daha kaliteli işler çıkarabilir, veya doğu ya da batı müziği icra eden bir orkestrada çalıp daha saygı duyulan bir müzisyen olabilirdi. Cevap hepinizin bildiği üzere saydığım diğer opsiyonların, birincisi kadar para kazandırmaması.Bu yüzden İsmail YK’nın belki de kanunla Şehnaz Longa çalmaktan hoşlansa bile bilinçli bir şekilde (ya da bilinçli bir şekilde yönlendirilerek) yüksek satışa ulaşmak için Türkiye müzik piyasasındaki en geniş kitleyi hedefleyen bir pazarlama stratejisiyle hareket ettiğine inanıyorum.

Bir pazarlamacının İsmail YK’dan alması gereken ders nedir? İsmail YK neyi doğru yapıyor?
Özetle söylemek gerekirse; Hedef kitlesini çok iyi tanıyor, taleplerini, isteklerini, eksikliğini hissettikleri şeyleri biliyor. Ürünlerini (Şarkılarını) bu istek talep ve ihtiyaçlar doğrultusunda yaratıyor. Şarkı sözleriyle, imajıyla müşterinin markaya yakın durmasını, kendisini özdeşleştirmesini sağlıyor. Doğru kanallarla ve gerekli sıklıkta müşteriye ulaşıyor.
İsmail YK’nın Facebook’u konu alan şarkısı, diğer şarkılarının da olduğu gibi, hedef kitleye markayı özümsetme ve hedef kitleyi anlama bakımından örnek teşkil ediyor. Şarkıda “İnternet cafeye gittim, Facebook sayfasına girdim.” diyor. İsmail YK muhtemelen facebook’a internet cafe’den değil evinden giriyor ancak kendisini hedef kitlesinin yerine koyup, işte bu beni anlatıyor dedirten ürünler ortaya koyuyor. Şarkıları, internete internet kafeden giren, interneti genelde yeni arkadaşlıklar kurmak için kullanan, sosyal paylaşım sitelerini bile yeni ilişki kurma potansiyeli olan platformlar olarak gören birinin ağzından yazıyor. Gündelik hayatının İsmail YK şarkılarında anlatıldığını duyan milyonlarca kişi de İsmail YK markasının sadık müşterileri haline geliyor.
Pazarlamanın en can alıcı noktalarından bir tanesi hedef kitlenin tanınması. Hele ki, belki farkında bile olmadıkları ve daha önceden onlara sunulmamış bir eksikliklerini tespit edip ürünleri bu doğrultuda geliştirmek, terihteki bir çok örneği ile sabit olduğu üzere başarılı satışların teminatı olacaktır.
( Başarılı, kampanyaları, insanları anlatırken genelde yurtdışından örnekler verildiğine ve bazen bu örneklerin bize uzak olduğu ve Türkiye’de uygulanamayacağına dair eleştiriler alınıyor. Buyrun bize en yakın örnek. Türkiye’de en karlı olmasa da en geniş kitle hedefleniyorsa, İsmail YK’dan, Ajdar’dan, Yemekteyiz’den, bilimum TV programları ve bu programlarda yer alan insanlardan alınacak çok ders var. )
Jesus KitKat – Viral Kampanya
12 Şubat 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Reklam, Tüm Yazılar, Önemli Başlıklar
Hallandalı bir ajansın hazırladığı ve başarısından dolayı övündüğü Jesus KitKat kampanyası şu şekilde gerçekleşmiş; Paskalya’dan bir gün önce Hollanda’nın en büyük iki haber sitesine, hayali bir insan yaratılarak, onun ağzından KitKat’ı ısırdıktan sonra içerisinde Hz.İsa’nın suratının şekli oluştuğunu iddia eden bir mail yollayıp, kanıt olarak ta fotoğraf düzenleme araçlarıyla yaratılmış iki resim gönderilmiş. Ülkemizdeki ünlü gazetelerin çokça ziyaret edilen ve “ilkeli” haber ve yayın anlayışına sahip siteleri gibi, Hollandalı meslekdaşları da habere abiyane tabirle “atlamışlar. Hollanda’nın en büyük haber sitesi www.nu.nl haberi yayınladıktan sonra, sansasyonel ve gerçek dışı haberlere bayılan internet camiasının yardımıyla haber 150.000 sitede yayınlanmış.

Kanıt diye gönderilen resimlerde, Hz.İsa'nın kefeni olduğu iddia edilen bezin üzerindeki silüet, saydamlığı, ışık ve renk değerleri ile oynanarak bir kitkat fotoğrafının içine entegre edilmiş.
İnsanların yaymaya değer derecede ilginç bulacağı bir fikir bularak, reklam masrafı olmadan geniş kitlelere ulaşabilmiş olan ve bunu büyük bir başarı addeden ajansın ve daha önemlisi marka yöneticilerinin durumu bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Evet hedefe ulaşılmış, ancak nasıl? Hedefe ulaşmak için her yol mübah mıdır?
Haber doğası gereği ilginç olmak zorundadır ancak bundan faydalanıp çıkar sağlamak üzerine bir de bakın neler de başardım demek doğru değil. Daha önce de söyledim Viral Kampanya’ları çok severim ama Viral Kampanya’lar yaratıcılık ve zeka parıltısı içeren kampanyalar olmalıdırlar. Bu örnek te gördüğümüz işin kolayına kaçmak. Hatta klişe sıkıcı bile diyebiliriz her yıl çıkan üzerinde Allah yazan inek, keçi, koyun ve benzeri benekli hayvanlar haberlerini düşündüğümüzde.
Gazetelerin internet sitelerinin yabancı çoban yaftası yemekten korkmadan, yalan yanlış haberleri, “acaba?” demeden yayınlamalarına şaşırmadığımız günümüz dünyasında foto manipülasyon (fotoğraf düzenleme ve değiştirme) araçlarının ve konuya hakim kişilerin yaygınlaşması bu tarz kampanyalar yaratma isteğinde olanları teşvik eder nitelikte. Hem markaların hem haber sitelerinin itibarlarını düşünmeden hareket etmelerini aklım almıyor. Hürriyet Fotogaleri’den çarpıcı bir örnek; Bulut resimlerinin bulunduğu bir galeri’de Amelie filmindeki, Amelie’nin küçük halinin fotoğrafını çektiği, film için yaratılmış ve tamamen kurgusal olan Ayıcık ve Tavşan şeklindeki bulutları, Sevimli oyuncak ayı, İngilterede çekildi diye tanıtıyor. Hayır, Fransa’da çekildi yazsaydı bari. Ayrıca kimse mi bu iki fotoğrafta da neden aynı küçük kız var, bu kız her ilginç bulutun olduğu yerde fotoğraf makinesiyle bitiyor mu diye sormuyor? Ayrıca bu galeri hala yayında, aşağıdaki linklerden bakabilirsiniz;
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=10604&p=8&rid=2
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=10604&p=1&rid=2
Türkiye’de ve Dünya’da haber sitelerin önlerine geleni sorgulamadan yayınlamaya devam ettikçe, Viral’i yanlış anlayanlara da gün doğacak. Bunun yanında, ulaşılan kapsamayı başarı sayanlar olacak. Böyle düşünüyosak; etik ve yasaları kaldıralım, ünlü bir manken, şarkıcı ya da oyuncunun kafasını çıplak birinin vücuduna montajlanmış, sizin ürününüzü kullanır gibi kurgulanmış bir fotoğrafını internete dağıtın alın size viral.
Hedefe giden her yol mübah değildir, gerçek bir başarı için zor olan yol tercih edilmelidir.
Mersin – Antalya sahil yolunu bilenler bilir. Çok virajlı ve çok düşük hızlarda seyretmeyi gerektiren bir yoldur. Mersin’den Antalya’ya hızlı gitmek için yeni bir sahil otoyolu inşa edip tüm doğal koyları darmadağın ettikten sonra, amacım Antalya’ya hızlı ulaşmaktı, bu yolu yaparak hedefime ulaştım, bu bir başarıdır demek mümkün mü? İş hukuku, ahlakı, etiği gibi kavramlar varmak istediğimiz hedefi zorlaştırsa da, dengeli ve adil bir yaşamın zorunluluklarıdır. Birgün kendimize de gerekebileceğini düşünerek hareket etmekte fayda var.
Başarılı bir viral kampanya örneği görmek için; BlendTec
Kariyer.Net Kime Yarıyor?
5 Şubat 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Önemli Başlıklar
İşe alımlarda insanların kişisel özelliklerine, farklılıklarına, potansiyellerine göre değerlendirilmelerinden yanayım. Etiketlerine göre değil. İnsanların iş yapabilme kabiliyetleri ya da taşıdıkları potansiyel 17-18 yaşında yaptıkları tercihlere bağlı olarak gittikleri üniversitelere göre ölçülemez. Aynı şekilde kariyerine çokuluslu bir şirkette başlamadı diye farklı, katma değerli ve başarılı işler çıkaramayacak diye bir şey de yok. İnsanları istatistiksel veri olarak değerlendirmek ne çalışanlara ne de iş verenlere yarar.
Kariyer.Net ve benzeri insan kaynakları siteleri, iş başvurularını değerlendirme işini orta ve küçük ölçekli şirketlerde dahil olmak üzere tüm işverenler için kolaylaştırıyor. Tüm özellikler veritabanındaki bir girdinin farklı başlıklardaki sütunlarını dolduruyor. Böylece iş veren, iş tecrübesi 5 yılın altında olanları ya da seçtiğim üniversitelerden mezun olmayanları gösterme deyip binlerce kişiyi bir anda eleyebiliyor. Hızlı ve verimli değil mi? Hayır! Bir sorunu en hızlı ve kolay yoldan çözmek her zaman en doğru sonuca götürmez. Guiness biranın reklamındaki sloganı hatırlarsınız belki; “Güzel şeyler beklemeye değer!”. Aynı şekilde insanlık tarihine baktığınızda yapılmaya değer olan şeylerin hiçbirzaman kolay olmadığını görürsünüz.
İnsanlar sadece istatistiksel veri olarak değerlendirildiğinde, insanın değişken ve fark yaratan doğası hiçesayılmış olur. Bebek Einstein’ı istatistiksel olarak değerlendiren biri geç konuşmaya başladığı için normalin altında bir zeka seviyesinin olduğunu söyleyebilirdi. Ve yanılırdı… İnsanları değerlendiriyorsan ve bunun için koca koca bütçeli insan kaynakları departmanlarımız varsa, istatistiksel verilerin yanında kişilerin kendilerini ve güçlü yanlarını anlatmalarına olanak tanıyacak, şu anki halinden biraz daha zaman alacak (ama buna değecek) sistemler geliştirmeliyiz kanaatindeyim.
Aksi halde ortaya şu sonuç çıkıyor;
Kariyer.Net’in kendi yaptığı ankette görülüyor ki, bu işveren için, işe alımları kolaylaştıran sistemde iş arayanların %11′i işe alınmış (%50’si mavi yaka) %22’si mülakata çağrılmış. %65′i mülakata dahi çağrılmamış.
Şimdi bu tablonun faturasını Kariyer.Net’e kesmek haksızlık olur. Ülkemizdeki aşırı emek arzının yarattığı doğal bir sonuç ancak %11 Türkiye için bile oldukça düşük bir oran. Son verilere göre 2009′un sonundaki işsizlik oranı 16.1, iş bulma oranı değil! Bunun yanısıra Türkiye şartlarını düşündüğümüz zaman, emeğe olan taleple, arz edilen emek arasındaki fark, işvereni avantajlı bir pozisyonda tutuyor. Zaten avantajlı olan işverene, internetten yapılan başvuruların çoğuna evsahipliği yapan Kariyer.Net gibi bir kolay eleme silahı sunulunca sonuç böyle oluyor.
Kariyer.Net’i suçlamıyorum. Kamu kuruluşu değiller, işveren ve iş arayan arasındaki dengeyi korumakla mükellef te değiller. Onlar sadece işverenlere İK departmanlarının işini hızlandıracak bir araç sunuyorlar. Onlar sadece aracı, başvuranların yüzde kaçının, ne derinlikle incelendiği onların problemi değil.
Ancak bu durum işverenlerin, şirketlerin problemi olmalı. Eğer işe aldıkları insanlardan çok memnunlarsa o zaman problem yok. Fakat çalışanlarının orada olma amacı sadece ay sonundaki maaşsa, işler sadece iş yapılmak için yapılıyorsa, sadece kapağına bakılarak alınan kitaplar gibi prestijli üniversitelerin bazı mezunlarından, okul/sınıf birincilerinden beklenen verim alınmıyorsa o zaman değerlendirme kriterlerini gözden geçirmenin zamanıdır. Şirketinize ve değerlerinize uygun, uzun süre verimli bir şekilde beraber çalışacağınız çalışanlarınız olsun istiyorsanız onları daha iyi tanımalısınız.
İşe alacakları insanları iyice tanımaya çalışan, onları kişisel özelliklerine göre değerlendiren, hatta şirkette yapacakları işi bir simülasyonla gösterip adayın hem bu işi yapıp yapamayacağını hem de bu işten tatmin olup olmayacağını gösteren şirketler de var Türkiye’de. Eczacıbaşı işe alım süreci ve Avea’nın Kırmızı Kuşak programı bunun en güzel örnekleri. Kırmızı Kuşak programında, CV ler bir ön elemeden geçiriliyor, üniversite mezunu olmak gibi temel kriterleri sağlayıp sağlamadıklarını görmek için. Sonra IQ testine benzer bir sınavı adayların online olarak çözmesi sağlanıyor. Bu aşamalar geçildiğinde grup mülakatı süreci başlıyor. Binlerce kişiyle görüşüldükten sonra 500 e yakın kişiye Kırmızı Kuşak sıfatı veriliyor ve Avea merkez binasında yöneticilerin de katıldığı bir kokteyl ve sunumlardan oluşan şirket günlerine katılma fırsatı sunuluyor. Böylece programın içeriği ve şirket Kırmızı Kuşaklara tanıtılırken, şirket ve yöneticiler potansiyel çalışanlarla bire bir temas halinde olmuş oluyor. Daha sonra IdeAvea ve KampAvea gibi programlarla, adaylar projeleriyle yarışıyor, birbirleriyle ve şirket yetkilileriyle güzel bir otelde birkaç gün geçiriyorlar. Yapılan projelerle adayların yetkinlikleri birebir gözlemlenebiliyor ve ayrışan adaylara programın herhangi bir safhasında iş teklifi yapılıyor. Bu programda kendini geliştirmiş KTÜ’lü de kendini gösterme fırsatı buluyor Boğaziçili de… Etiketlerine göre değil kişisel yetkinliklerine ve özelliklerine göre değerlendiriliyorlar.
Tabi böyle büyük bir etkinliğe göre kariyer.net üzerinden, boğaziçi mezunları gelsin aralarından seçelim demek daha kolay daha maliyetsiz. Ancak marifet kolay olanı seçmekte değil. Çünkü kolay olan ne işverene ne iş arayana yaramıyor. Kariyer.Net ve benzeri İK siteleri birer araç, onları doğru kullanmaksa şirketlerin sorumluluğu. Çalışanların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için. Daha çok çalışan almaları imkanlar dahilinde olmayabilir, ama çalışanlarını daha iyi ve özenli seçme imkanları her zaman var. Doğru çalışan doğru şirketle buluştuğunda çıkacak işlerin kalitesinin, işe alım sürecindeki sıkıntılara katlanmaya değer olacağını düşünüyorum.
Marketing Türkiye Net
Erman








