Bir Pazarlama Başarısı Olarak İsmail YK
19 Şubat 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Önemli Başlıklar
Genelde başarılı pazarlama ya da başarılı pazarlamacı örneklerini şirket sahiplerinden ya da yöneticilerinden verirdim. Bu sefer çok daha farklı bir alandan birinin pazarlama anlamındaki başarısı çarptı gözüme; İsmail YK.
Zaman zaman tarzı ve şarkı sözleri alay konusu olan İsmail YK, şüphesiz ki tarzım değil. Ancak beğenmediğimiz konulardan, olaylardan ve kimselerden de pekala ders çıkarabiliriz doğru yere baktığımızda. Yaptığı müziğin kalitesi açısından başarısız bulunsa da, İsmail YK’nın albüm satışları açısından başarılı olduğu, son 5 yılda sürekli en çok satan albümler listesinde yer almasından kolayca anlaşılıyor.

Bu yüksek satışların arkasında planlı bir pazarlama stratejisinin olduğunu düşünüyorum. Böyle düşünmeme ise izlediğim bir video sebep oldu. Video‘da yüzeysel şarkısözleri ve tekdüze müziği ile tanıdığımız İsmail YK yaylı tamburdan kemana, kanundan bağlamaya birçok müzik aletini, görece iyi çaldığını görüyoruz. Bu durum yaptığı müziğin kalitesi hakkındaki görüşleri değiştirmese de, şu soru akıllara geliyor, bu kadar müzik aletine, özellikle doğu sazlarına hakim bir adam neden bas gaza aşkım bas gaza gibi şarkılar yapıyor? Pekala çaldığı enstrümanların kullanıldığı müzik türlerine göz atarak çok daha kaliteli işler çıkarabilir, veya doğu ya da batı müziği icra eden bir orkestrada çalıp daha saygı duyulan bir müzisyen olabilirdi. Cevap hepinizin bildiği üzere saydığım diğer opsiyonların, birincisi kadar para kazandırmaması.Bu yüzden İsmail YK’nın belki de kanunla Şehnaz Longa çalmaktan hoşlansa bile bilinçli bir şekilde (ya da bilinçli bir şekilde yönlendirilerek) yüksek satışa ulaşmak için Türkiye müzik piyasasındaki en geniş kitleyi hedefleyen bir pazarlama stratejisiyle hareket ettiğine inanıyorum.

Bir pazarlamacının İsmail YK’dan alması gereken ders nedir? İsmail YK neyi doğru yapıyor?
Özetle söylemek gerekirse; Hedef kitlesini çok iyi tanıyor, taleplerini, isteklerini, eksikliğini hissettikleri şeyleri biliyor. Ürünlerini (Şarkılarını) bu istek talep ve ihtiyaçlar doğrultusunda yaratıyor. Şarkı sözleriyle, imajıyla müşterinin markaya yakın durmasını, kendisini özdeşleştirmesini sağlıyor. Doğru kanallarla ve gerekli sıklıkta müşteriye ulaşıyor.
İsmail YK’nın Facebook’u konu alan şarkısı, diğer şarkılarının da olduğu gibi, hedef kitleye markayı özümsetme ve hedef kitleyi anlama bakımından örnek teşkil ediyor. Şarkıda “İnternet cafeye gittim, Facebook sayfasına girdim.” diyor. İsmail YK muhtemelen facebook’a internet cafe’den değil evinden giriyor ancak kendisini hedef kitlesinin yerine koyup, işte bu beni anlatıyor dedirten ürünler ortaya koyuyor. Şarkıları, internete internet kafeden giren, interneti genelde yeni arkadaşlıklar kurmak için kullanan, sosyal paylaşım sitelerini bile yeni ilişki kurma potansiyeli olan platformlar olarak gören birinin ağzından yazıyor. Gündelik hayatının İsmail YK şarkılarında anlatıldığını duyan milyonlarca kişi de İsmail YK markasının sadık müşterileri haline geliyor.
Pazarlamanın en can alıcı noktalarından bir tanesi hedef kitlenin tanınması. Hele ki, belki farkında bile olmadıkları ve daha önceden onlara sunulmamış bir eksikliklerini tespit edip ürünleri bu doğrultuda geliştirmek, terihteki bir çok örneği ile sabit olduğu üzere başarılı satışların teminatı olacaktır.
( Başarılı, kampanyaları, insanları anlatırken genelde yurtdışından örnekler verildiğine ve bazen bu örneklerin bize uzak olduğu ve Türkiye’de uygulanamayacağına dair eleştiriler alınıyor. Buyrun bize en yakın örnek. Türkiye’de en karlı olmasa da en geniş kitle hedefleniyorsa, İsmail YK’dan, Ajdar’dan, Yemekteyiz’den, bilimum TV programları ve bu programlarda yer alan insanlardan alınacak çok ders var. )
Herşey Gider Marka Kalır
22 Ocak 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Marketing Türkiye, Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Önemli Başlıklar
Batı ülkeleri bilimsel ve teknik gelişmeleri üretime yansıtılmasıyla ortaya çıkan sanayi devrimi ile birlikte sahip oldukları sermaye birikimini arttırarak dünya ekonomisideki konumlarını iyileştirip, sağlamlaştırdılar. Bu günkü yerlerinde olmalarının temel sebepleri olarak kolonizasyon ve sanayi devrimi sayılabilir. Bizler se Rönesans ve Reformda olduğu gibi, sanayi devrimini de kaçırmış bir toplum olarak zaman zaman yapılan sanayi gelişimine yönelik faaliyetleri baltalamaktan, baltalanmasına göz yummaktan, ülkemizin endüstrisi için üzüntümüzü dile getirmekten öteye gidemedik ne yazık ki. Tabi birkaç ulusal şirketimizin Türkiye sanayisini geliştirme yönündeki çabalarının da hakkını yememek gerek.
Yanlış anlaşılmasın bu “Avrupa şöyle, Türkiye böyle” gibi bir karşılaştırma yapan, klişe bir yazı değil. Sadece, Türkiye’de yaşayan herkesin gerçekleşmesini istediği “Türkiye’nin ekonomik refah seviyesinin artması”nı sağlayacak faktörlere farklı bir bakış açısı sunmaktır hedeflenen.
İnsanoğlu bildiğini değiştirme, yenileme konusunda pek gayretli değildir. Eski çağlarda deneme yanılma yolu ile elde ettiği bilgiler (hangi yiyeceklerin zehirli olup hangilerinin olmadığı gibi) hayati olduğundan, önceden yanlış dediğini yeniden deneme gibi bir lüksü olmadığından, birkere aklına yazdığını sınamadan uygulama gibi bir alışkanlık geliştirmiştir. Ancak riskli de olsa farklı olanı deneme ve alışılagelmişin dışında bakabilen bireyler, içinde yaşadıkları topluluklara öncülük ederek onların gelişimine ön ayak olmuşlardır. Bu yüzden, ülkemizin ekonomik problemleri de dahil, sorunlara farklı açılardan yaklaşmak çözüme doğru bir adım daha atmamızı sağlayacaktır.
Sayın Üstün Dökmen hocamın da dediği gibi bu ülkenin yapısında hem yılgınlık hem yılmazlık var. Karşılaştığı basit ama ilginç bir ürün karşısında “Gavur işte yapıyor, biz yapamayız” diyen de bu ülkenin insanı, tüm Avrupa donanmasını boğaza demir atmış gördüğünde “Geldikleri gibi giderler.” diyen de bu ülkenin insanı. Yüce önder Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşı için dört adet planı vardı;1.Plan: Düşman Sakarya’da durdurmak. 2.Plan: Gerekirse Kars’a kadar çekilip tüm yurtta müdafa yapmak. 3.Plan: Başkenti Ankara’dan Kayseri’ye taşımak. 4.Plan: Bitlis’e kadar çekilip savunmaya devam etmek. Hatta bu konuda bölgenin ileri gelenlerinden Mehmet (Budak) Bey’e sorar; “Bitlisin dağları bizi saklar mı?” Mehmet bey cevap verir; “Saklar! Biz de Bitlisin dağları da sana feda, emrindeyiz Paşam”. “Rönesans, reform ve sanayi devrimini kaçırdık, bu ülke adam olmaz” deyip havlu atmak ta bir seçenek, “bundan sonra ne yapabiliriz?” demek te bir seçenek. Planımız istediği gibi gitmediğinde ne yapacağımızı bilmemek doğal olarak yılgınlığa sevk eder bizi. Alternatif planlarımızın olması ise ayaklarımızın yere sağlam basmasını sağlar. Unutmamak gerekir ki gelişmiş sanayi tek başına bir amaç değil, ekonomik refah seviyesi yüksek bir ülke yaratmak için araçtır. Gelişmemiş sanayimize hayıflanmak yerine, Bu koşullar altında neler yapabiliriz deyip, dünyadaki başarı örneklerini analiz etmek en akıllıca davranış olacaktır.

Sanayi devriminden sonraki gelişmeleri incelediğimizde; batı ülkelerinin önce hammadeyi kendi ülkelerinde çıkarıp ya da sömürgelerinden getirip, kendi fabrikalarında işleyip, kendi markalarıyla, farklı ülkelere satarak zenginleşebileceklerini farkettikleri ve vargüçleriyle buna çalıştıklarını görüyoruz. Ancak zenginleşmenin getirdiği enflasyonist baskı, artan refah seviyesi ve bunlara bağlı olarak ülkedeki işçi ve çalışanların ücretlerinin artması maliyetleri olumsuz yönde etkilediğinden, hammaddeyi daha ucuz iş gücüyle daha ucuza üreten ülkelerden satın alıp ülkelerindeki fabrikalarda işlemenin daha ucuz olacağını farkettiler. Yine aynı sebeplerden fabrikalar da maliyetler açısından yük olmaya başlayınca, fabrikalarını doğudaki işgücünün düşük olduğu ülkelere kaydırdılar. Özellikle tekstilde görüldüğü üzere, sanayi doğuya kayıp o ülke ekonomisini canlandırdıkça emeğin değeri artıp, fabrikların daha da doğudaki ülkelere kaymasına sebep oldu. Zamanında ülkemize de ucuz iş gücünden dolayı gelen fabrikalar, doğuya, asyaya, özellikle Çin’e kaymaya başladığında isyan eden Tekstilcileri hatırlarsınız. Tekstil fabrikalarının sanayi devriminden sonraki hareket ve tarihini incelendiğinde bu gayet beklenen, daha önce de farklı ülkelerde olmuş, bir olaydı. Sadece tekstil değil tüm sektörlerin üretimi en ucuz iş gücünü, kalabalık nüfusundan dolayı barındıran ülkeye Çin’e kayıyor. Peki kazanan Çin mi? Hayır sadece Çin değil. Ancak Çin’de kazanıyor. Ne zamana kadar? Ülkesindeki iş gücü maliyetlerini minimumda tutabildiği sürece. Olur da Çin halkı bu sanayileşme sürecinden ekonomik anlamda bir refaha kavuşur da daha yüksek maaşlar talep ederse, dünya ekonomisi üretimi daha ucuza yaptıracağı, iş gücünün ucuz olduğu ülkeler arayacak, bulacak ve üretimi oraya taşıyacaktır.
Fabrikalar bu gün burada yarın farklı bir yerde. Peki nasıl zenginleşiyor bu ülkeler? MARKALARLA! Akıllı ülkeler üretim faktörleri kendi ülkelerine kaydığında canlanan ekonomiden istifade edip dünyaya ya da en azından komşularına sürekli mal veya hizmet satmalarını sağlayacak MARKALAR yaratmaya çabalıyorlar. Yarı mamül ya da etiketlenmemiş ürünleri ihraç etmek gerçek bir ekonomik kalkınma sağlamaz. Ülkemizde sıkça duyduğumuz “Biz burada üretiyoruz adam etiketini basıp bize misliyle satıyor.” Satacak tabi, fabrikası senin ülkende olsa da Marka onda. Marka’lara sahip olmak sürekli ihracatı ve güçlü bir ekonomiye sahip olmayı sağlar. Nokia Finlandiya’nın milli gelirinin %37,3′ünü yaratıyor tek başına. Üretiminin çoğu nerede? Malezyada… Aynı şekilde Nestle’nin İsviçre’nin milli gelirine katkısı %26,6. Hangi fabrika Çin’in milli gelirinin %10′unu tek başına sağlıyor?

Tabi ki Türkiye gibi büyük bir nüfusa sahip, büyük bir ülke de endüstriyel gelişimin gerekliliği sorgulanamaz ancak güçlü bir ekonomi istiyorsak güçlü markalara sahip olmalıyız. Markaları marka yapan ise sunuş şekilleri, potansiyel müşterilerin isteklerine (sadece ihtiyaçlarına değil) cevap verebilme kapasiteleri, özetle sahip oldukları yenilikçi ve farklı fikirlerdir. Farklı sunuş şekilleri bulmak, müşteri isteklerini anlamak ve analiz etmek, yenilikçi ürünler , artan kalite dolayısıyla müşteri sadakati oluşturmak ve geliştirmek, şirketlerde fikirleri yaratanların görevi. Bu yüzden Bu ülkeyi daha iyi bir ekonomiye kavuşturmak için, çiftçi ve sanayiciye ne kadar rol düşüyorsa, girişimcilere ve pazarlamacılara da en az o kadar rol düşmketedir. Markalar yaratacak olanlara… En nihayetinde herşey gider marka kalır.
Marketing Türkiye Network
12.01.2010 Tarihinde Maçka’daki sunumunda paylaştığı değerli fikir ve tecrübelerinden dolayı sayın hocamız, Prof. Üstün Dökmen’e teşekkür ve saygılarımla.
- Erman
Yaratıcı İş İlanı – Tecrübeli Güvenlik Personeli Aranıyor
15 Ocak 2010 - Yazar: Erman
Kategori: Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Hollanda’da tecrübeli güvenlik personeli arayan Shield Security’nin başvurduğu yöntem gerçekten dikkate değer.
İçine yerleştirilen metal harflerle; “ Tecrübeli Güvenlik Personeli Aranıyor! – Shieldsecurity.NL yazan bond çanta, alışveriş merkezleri, hava alanları gibi güvenlik denetimlerinin sıkça ve titizlikle yapıldığı yerlerde X-Ray’lerden geçiriliyor, böylece X-Ray’de çantayı inceleyen personel metal harflerden dolayı ekranda oluşan “Tecrübeli Güvenlik Personeli Aranıyor! Shieldsecurity.NL” yazısını görüyor. Hergün karşılaşılamayacak bu ilginç iş teklifi karşısında tepkisiz kalınması zor olduğundan muhtemelen şirket istediği tecrübeli güvenlik personellerinden bolca başvuru almış olmalı.
Ülkemizde aşırı emek arzının sonucu olarak, iş arayanlar başvurulularını farklılaştırıp diğer binlerce başvuruların arasından sıyrılmak için taklalar atarken, farklı ülkelerde işverenlerin doğru çalışana ulaşmak için yaratıcı çözümler üretip, diğer işverenlerin arasından sıyrılma çabasını görmek de ironik bir tablo oluşturuyor.
Kaç Para Eder Cevaplar – Hiçbirşey Göründüğü Gibi Değildir
18 Aralık 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Kategorisiz, Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Geçen hafta katılımlarınızla güzelleştirdiğiniz küçük tahmin oyunumzun cevaplarını bu hafta veriyoruz. Öncelikle tahmin oyunumuza katılan tüm arkadaşlara çok teşekkürler. Marketing Türkiye Network’ün gerçek bir iletişim ağı haline dönüşebilmesi yolunda desteğinizi almak, sizlerle etkileşim halinde olmak çok ama çok güzel. Ancak websyfamızın genişliğinin sınırlı olmasından dolayı sadece 5 arkadaşımızın cevaplarını sizlerle paylaşabileceğiz. Bu arkadaşlarımız; Çiğdem Öztürk, Selçuk Çetin, Ceyhun Pekuz, A.Ozkan Alp, Elif Üstünel. Bu arkadaşlarımıza katılımlarından dolayı tekrar teşekkür ederken, teknik nedenlerle herkesin cevabını yayınlayamadığımızdan diğer okurlarımızdan özür diliyoruz.
Bu sonuçlarla birlikte yayınlamayı planladığım, mini anket sonuçlarımıza dayalı Fiyat ve Değer’e dair yazımı yoğunluktan dolayı tamamlayamadım ancak en kısa zamanda söz konusu yazıyı tamamlayıp yayınlamaya çalışacağım. Beklettiğim için Özür Dilerim
- Erman
Düzenleme: Fiyat ve Değer’e Dair Yazısı 25 Aralık 2009 Cuma günü yayınlanmıtır.
Aşağıda Cevaplar ve Gerçek Fiyatlar tablosu, bu tablonun altında ise sizin tahminlerinizin gerçek fiyatlarla karşılaştırıldığı bir tablo yeralmaktadır.
Cevaplar; Gerçek Fiyatlar;
| Ürün / Eser | Fiyatı | |
![]() |
1961 Model Bir Ferrari : Bir zamanlar, aktör James Coburn ‘ün sahip olduğu Ferrari California Spyder 1961 İtalya’da 18 Mayıs 2008′de yaklaşık on milyon dolara satıldı. | $10,894,900 |
| 2007 Model Bir Ferrari : 17 Kasım 2009 itibariyle hala satışta olan Ferrari F430 GT Coupe’nin fiyatı 235.000 Euro. İlgilenenler Bakabilir | 235 000 € | |
![]() |
Taç üzerinde 101.27 carat Elmas : Son zamanların en büyüklerinden olan bu elmas ünlü açık arttırma evi Christies tarafından 28 Mayıs 2008′de Honk Kong’ta satıldı. | 6.21 milyon$ |
![]() |
7.03 carat mavi Elmas : Güney Afrika’nın tarihi Cullinan madenlerinde 2007′de bulunan bu nadide mavi elmas, Cenevre’de 12 Mayıs 2008′de satıldı. | 9.49 milyon$ |
![]() |
Süperman’in yeraldığı ilk çizgi roman. 1938′de yayınlanan Superman’in ilk yeraldığı çizgi rolan 1950′lerde 9 yaşındaki bir çocuk tarafından 35 sent’e satın alındı. 2008′de bir rock grubunun davulcusu bu çizgi romana 317 200 dolar karşılığında sahip oldu. | $317 200 |
![]() |
Hitler’in 4 yıl beraber hapiste yattığı hücre arkadaşına 1924′te imzalayarak verdiği kitabı Kavgam. 13 Ağustos 2008′de İngiltere’deki bir açık arttırmada yaklaşık 35 000 dolara satıldı | $34 900 |
![]() |
1792 Yılından kalma bir peni. Heritage Auction Galleries / AP’de Kasım 2007′de diğer nadir paralarla birlikte vitrine çıkan, 1792′de üretilmiş bu prototip, özel bir alıcı tarafından 30 milyon dolara layık görüldü. | 30 milyon $ |
![]() |
M.Ö. 255 8,3gr Altın Antik Yunan Parası. 2265 yaşında olan bu tarihi eser Forum Ancient Coins ‘te hala satışta bulunmakta. İlgilenenler Bakabilir | $2300 |
![]() |
1804 Yılından kalma gümüş madeni para (ABD): 30 Nisan 2008′de Cincinati’de yapılan özel bir açık arttırmada 1804′te sadece 15 adet üretilen bu gümüş para 2,3 M $’a alıcı buldu. | 2,3 milyon $ |
![]() |
M.Ö. 150 yılından kalma, bir mumyanın göğsünden alınan eski Mısır tanrısı Horus’u tasvir eden takılar. 2160 yıllık bu tarihi eser de 6000 dolara Forum Ancient Coins’te satılmakta. Ürünün Sayfasına gitmek için tıklayın. | $ 6000 |
![]() |
M.Ö. 1.yy’dan kalma Zeus Başı. Helenistik döneme ait bu Zeus başı da halen Forum Ancient Coins’te satışta olan tarihi eserlerden. Ürün Sayfası | $12 500 |
![]() |
Arap Emirliklerinde 1 No’lu Plaka. Rekabetin gelebileceği noktaya örnek gösterilebilecek bir açık arttırma nesnesi olan bu plaka, Abu Dabi’de bir önceki 6,8 milyon $’lık plaka rekorunu kırarak 14 milyon’a alıcı buldu. | 14 million $ |
![]() |
(Sağdaki) 150 Milyon yıllık dinazor iskeleti (tüm kemikleriyle). Ekonomik kriz dinazorları da vuruyor. 150 milyon yıl önce yaşayan bu devasa canlının eksiksiz iskeleti 500.000$’dan fazla veren olmayınca açık arttırmadan çıkarıldı. | $500 000 |
![]() |
Üzerinde Audrey Hepburn’ün bulunduğu pul. 26 Mayıs 2008′de Berlinde 100 000 dolara yakın bir fiyata satılan bu puldan sadece 5 adet olduğu biliniyor. | $93 800 |
|
|
M.Ö 2323-2150 – Eski Mısır’a ait bir süs (Altın) 4200 yaşındaki bu süs eşyasının, yakın gelecekte üretilmiş nadir bir pulun 1/10′undan daha ucuz bir fiyata satılıyor olması gerçekten ilginç. Hala ünlü açık arttırma evi Christies de satılmakta. | $6000 – $8000 |
![]() |
1848 ‘de Manhattan, New York’u gösteren bir fotoğraf. 1848 tarihli bu fotoğraf dünyanın ilk fotoğraflarından. NewYork Manhattan gibi dünyanın en popüler ve kalabalık mekanlarından birini gösterse de fiyatı günümüzde ünlü bir fotoğrafçı tarafından çekilen fotoğraflarla yarışamıyor. | $62 500 |
|
|
1999′da çekilen ve süpermarket raflarını gösteren bir fotoğraf. Andreas Gursky’nin “99 Cent II Diptych” isimli fotoğrafı Londra Sotherby’s de Mayıs 2006′da 3,4 milyon dolara, bundan hemen 6 ay sonra ise fotoğrafın iki farklı kopyası 2,5 ve 2,4 milyon dolara satıldı. | $3,340,456 |
|
|
1948 yapımı Abstract Expressionist bir tablo. Neyi anlattığını ve neden 140 milyon dolar ettiğini belki de asla anlayamayacağımız bu tablonun adı No:5. Küçük bir ülkeyi kalkındırmaya yetecek fiyatıyla dudak uçuklatan tablo 1948′de Jackson Pullock tarafından yapılmış. New York Times’ın haberine göre 2006′da Geffen Records’un sahibi David Geffen tarafından, Dreamworks SKG’nin kurucularından olan David Martinez’e satılmıştır. | 140 milyon $ |
![]() |
2001 yılında hayatını kaybeden bir ressama ait tablo. Ünlü açıkarttırma evi Christie’s de hala satışta olan denizkızı isimli bu tablonun fiyatının 500 – 830 dolar arasında olması bekleniyor. Ürünün Sayfası | $500 – $830 |
![]() |
1953′te yapılmış Abstract Expressionist bir tablo. Güncel değerinin 145.5 milyon dolar olduğu söylenen Woman III isimli tablo ressam Willem de Kooning tarafından yapılmış. Ressamın kadın temalı altı tablodan oluşan serisinin 3. parçası olan bu tablo 1994′e kadar Şah Devrimiyle birçok sanat eserinin yasaklandığı İran’da Tahran Modern Sanat Müzesinin eserleri arasındaydı. Dünya rekortmeni No.5 isimli tablo gibi bu eser de David Geffen tarafından milyarder Steven A. Cohen’e 2006 yılında satılmıştır. | 137 milyon$ |
![]() |
20. yy, deniz kıyısında bir yaz gününü tasvir eden yağlıboya tablo.Dünyanın en ünlü müzayede evlerinden Christy’s dehala satışta olan bu tablonun fiyatının 660 ila 1000 dolar arasında olması bekleniyor. Ürünün sayfası | $660 – $1000 |
Sizlerin Tahminleri;
| Üsütünde | Altında | Yaklaşık / Doğru |
| Gerçek Fiyatı | Çiğdem Öztürk | Selçuk Çetin | Ceyhun Pekuz | A.Ozkan Alp | Elif Üstünel | |
![]() |
$10,894,900 | 100,000€ | 300.000$ | 180.000 tl | 500.000 $ | 10.000.000$ |
| 235 000 € | 200,000€ | 500.000 $ | 240.000 tl | 250.000 $ | 250.000$ | |
![]() |
6.21 milyon$ | 250,000€ | 250.000 $ | 1.5 milyon TL | 1.100.000$ | 800.000$ |
![]() |
9.49 milyon$ | 100,000€ | 100.000 $ | 14.000 TL | 750.000 $ | 90.000$ |
![]() |
$317 200 | 1000€ | 2 $ | 20.000 TL | 20.000 $ | 150.000$ |
![]() |
$34 900 | 40,000€ | 180.000 $ | 700.000 TL | 100.000 $ | 250.000$ |
![]() |
30 milyon $ | 150,000€ | 50.000 $ | 15.000 TL | 25.000 $ | 25.000$ |
![]() |
$2300 | 180,000€ | 50.000 $ | 800.000 TL | 125.000 $ | 750.000$ |
![]() |
2 milyon $ | 80,000€ | 10.000 $ | 125.000 TL | 15.000 $ | 15.000$ |
![]() |
$ 6000 | 10,000€ | 500.000 $ | 2 Milyon TL | 120.000 $ | 110.000$ |
![]() |
$12 500 | 95,000€ | 300.000 $ | 600.000 TL | 150.000 $ | 1.000.000$ |
![]() |
14 million $ | 2000€ | 100.000 $ | 350.000TL | 2.500.000$ | 25.000.000$ |
![]() |
$500 000 | 250,000€ | 1.000.000$ | 4Milyon TL | 150.000 $ | 25.000.000$ |
![]() |
$93 800 | 65,000€ | 25.00 $ | 70.000 TL | 150.000 $ | 10.000$ |
|
|
$6000 – $8000 | 95,000€ | 180.00 $ | 1.750.000$ | 150.000 $ | 500.000$ |
![]() |
$62 500 | 1800€ | 450.00 $ | 40.000 TL | 150.000 $ | 20.000$ |
|
|
$3,340,456 | 500€ | 100.00 $ | 15.000 TL | 150.000 $ | 1.000$ |
|
|
140 milyon $ | 200,000€ | 75.000 $ | 4.5 M TL | 150.000 $ | 50.000$ |
![]() |
$500 – $830 | 50,000€ | 50.000 $ | 110.000TL | 150.000 $ | 50.000$ |
![]() |
137 milyon$ | 100,000€ | 125.00 $ | 2.750.000$ | 150.000 $ | 75.000$ |
![]() |
$660 – $1000 | 160,000€ | 55.000 $ | 440.000TL | 150.000 $ | 25.000$ |
- Marketing Türkiye Network
Halının Tester’ı Olur Mu?
14 Ağustos 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Reklam, Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Yaratıcı Reklamlar, Yaratıcılık, Önemli Başlıklar
Olur. Yani olurmuş… Step yüksek kaliteli halılar üreten bir marka. Yeni İpek Kolleksiyonlarını tanıtmak için sıradışı bir yönteme başvurmuşlar ve potansiyel müşterilerinin ürünleri tecrübe etmelerini sağlamışlar;
Markanın bu çalışmadaki hedef kitlesi daha önce Step halılarının üzreinde yürümemiş, dizayna önem veren, varlıklı kişiler. Temel strateji ise bu potansiyel müşterilerin, markayı ve halıları gerçekten tecrübe etmesi. Ekonomik kriz koşularından dolayı evlerini pek ter etmeyen insanlara, Step Mağazalarına gelmeden halıların yumuşaklığını nasıl hissettiririz diye sorarken kendilerine, “Step on Step” kampanyası ortaya çıkmış.
Hedef kitlelerine, Step halılarında adım attırmaya kararlı olan marka, eğer müşteriler bize gelmiyorsa biz onlara gidelim demiş. Ve halıdan parmakarası terlik yapmışlar… Halıların test sürüşünü yapmaları, ipek yumuşaklığını kendi evlerinde hissetmeleri için bu halı-terlikleri müşterilerine doğrudan posta yolu ile göndermişler. Hedef kitleleri dizayna önem veren varlıklı kişilerden oluştuğundan, terlikleri, yine kendi tasarladıkları şık kutular içinde göndermişler.

Step’in oldukça niş bir hedef kitlesi var, bu yüzden böyle bir kampanya yapmak çok ta maliyetli olmuyor. Toplamda 400 kişiye gönderilen bu terlikler oldukça büyük bir etki yaratmış. Geri dönüş oranı %85 olan kampanyada, 342 kişi Step Mağazalarından halı ya da aksesuar almış. $5000 maliyetle ortaya çıkan proje, bir ayda $100.000 değerinde PR kapsamına ulaşmış.
Bu devirde ürününüzü özellikle yeniyse, herkese beğendirmeye çalışmak, akıntıya karşı kürek çekmekten başka birşey değil. Herşey olmaya çalışırken, hiçbirşey oluveriyorsunuz… Bunun yerine Step’in benimsediği strateji çok daha mantıklı, belli bir gruba odaklanmak onları daha iyi tanımanızı ve onlara özel, onlara dokunacak kampanyalar, ürünler, projeler ortaya atmanızı sağlar. Bu kampanyaya bakıp hedef kitlenin 400 kişiden ibaret olduğunu sanmayın sakın. Emin olun o 400 kişi çevrelerini etkileme gücüne sahip, kampanyaya medyanın ilgisini çekecek kişilerdir. Hakkında konuşulmaya değer bir şey yapıp onu doğru “Yayıcılara” sunduktan sonra işiniz çok ta zor değil…
Yeni Pazarlama anlayışının, farkı olmanın, özel olmanın, yaratıcı olmanın önemini kavramış olmaları ve bu kampanyayı düzenleyenlerin bizim ülkemizin insanları olması açıkçası beni çok mutlu etti ve gururlandırdı. Aynı zamanda bu çalışmanın Cannes’da ödül almış olduğunuda söylemeden geçmeyelim. Kampanyayı hazırlayan ajans TBWA Istanbul , ekip;
Creative Director: Ilkay Gurpinar
Creative Group Head: Emre Kaplan
Art Director: Tuna Balkan
Account Director: Sinem Özkan
Planning Director: Toygun Yilmazer
Planner: Maral Bezircioglu
Print Production: Hakan Gülsoy
Copywriter: Ilkay Gurpinar
Hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum, bu güzel çalışmalarından ötürü.
Muhtar Kent’ten Dersler
20 Şubat 2009 - Yazar: Erman
Kategori: Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Türkiye'de Marketing, Önemli Başlıklar
Kişisel görüşüm; Muhtar Kent Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük profesyoneldir. Sadece liseyi Türkiye’de (Tarsus Amerikan Koleji – Mersin) okumuş olduğunu göz önünde bulundurursak, “Türkiye’nin yetiştirdiği” demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama ne olursa olsun bir vatandaşımızın bu denli başarılı olması benim göğsümü kabartıyor. Bilmeyenler için söyleyelim şu anda sayın Kent Coca-Cola Company’nin CEO’su. Bir dönem Anadolu Grubunda Efes’i de yöneten Kent, 1952 New York City doğumlu. Muhtar Kent hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için kendisinin Wikipedia’daki sayfasını okuyabilirsiniz.
Bu kısa yazımda sizlerle sayın Alper Kul’un izlediğim bir sunumu sırasında öğrendiğim, Muhtar Kent’ten 3 adet dersi paylaşacağım. (-Erman Yaman)
Muhtar KENT’ten Dersler
Ders 1: Küresel bir şablon yoktur
Şu anki dünyaya baktığımızda, küreselleşme ve yerel değerlerin aynı anda yükseldiğini görüyoruz. Her ülkenin aynı ürüne olan talebi farklıdır.
“En önemli bilgiler, piyasadan “aracısız” alınan bilgilerdir.”
Ders 2: Doğru İnsanlarla Çalışmak;
Doğru insan; dünya görüşüne sahip, kendi konfor alanının dışına çıkacak cesareti olan ve sık sık çıkan, kültürler arası fonksiyon gösterebilen, risk alırken öğrenebilen insandır.
“Katma değer yaratan gerçek yenilikler, kültürler arası etkileşimden ortaya çıkar.”
Ders 3: Uzun Süreli İlişkiler Kurabilmek;
Uzun süreli ilişkiler, iş ortağının bir kriz anında da yanında olacağını bilmek ile mümkündür.
“Global şirketler denilen şirketler, uzun süreli ilişkileri sayesinde dünyanın her yerinde yerleşmişlerdir.”
























