Ara 25, 2009

Yazar : Erman Kategori : Alternatif Bakış, Fikirler ve Düşünceler, Tüm Yazılar, Önemli Başlıklar | 2 Yorum

Fiyat ve Değer’e Dair

Fiyat ve Değer’e Dair

Geçen Haftalarda ufak bir tahmin oyunu oynadık ve sonuçlarını yayınladık. (Kaç Para Eder - Sonuçlar) Sonuçlar gösteriyor ki hiçbirşey göründüğü gibi değil. 1 güncel ürün dışında hemen hemen tüm nesnelerin fiyatları ya olduğundan çok düşük ya çok yüksek tahmin edildi. Ki bu çok normal, çünkü bir şeyin fiyatını alıcısının biçtiği değer belirler. Bu yüzden verilen her cevap doğru aslında. Siz bu küçük oyunda ürünlerin size göre ederlerini yazdınız ve eğer bu ürünleri tek talep eden siz olsaydınız önerdiğiniz fiyat olacaktı gerçek fiyatları.

Mini araştırmamızda yeralan, çoğu müzayedelerde satılmış olan nesenlere ve sanat eserlerinden bazılarının anlam veremediğimiz dercede yüksek fiyatlara bazılarınınsa kafamızda beliren rakamdan çok daha düşük bir fiyata satıldığını görüyoruz. Yüksek fiyatı olanlar ya çok kısıtlı arzın ya da aşırı talebin eseri. Aynı şekilde beklediğimizden düşük fiyatlar ise yüksek arz ya da düşük talepten kaynaklanmakta.

99999999999Bu fiyatlar bir şeyi daha açıkça gösteriyor ki; talebi dolayısıyla fiyatı belirleyen asıl faktör ihtiyaç değil, istektir. Kimsenin yaşamak için ya da hayatını kolaylaştırmak için Jackson Pullock’un No.5 isimli 145 milyon dolarlık tablosuna ihtiyacı yok. Bu tabloya bu denli yüksek meblaalar ödenmesindeki neden birilerinin ihtiyacı olmayan ve fonkisyonel bir özelliği olmayan bir nesneye bu denli yüksek bir miktar ödeyerek prestij sahibi olma isteği.  Bu gibi sıradışı durumlarda yüksek bir fiyat ödemenin sözkonusu nesneyi satın almanın bir gereği değil, amacın kendisi olduğunu görüyoruz. Hobi olarak fotoğraf çeken ve fotoğraftan az da olsa anlayan biri olarak 1999 yılında çekilen Andreas Gursky’nin “99 Cent II Diptych” isimli fotoğrafının 3,4 diğer iki kopyasının 2,5 milyon $ a satılmış olmasına fotoğrafın görselliği açısından hiçbir mantıklı neden bulamıyorum. Zira amacı çok iyi bir süpermarket fotoğrafı satın almak isteyen biri, 3.4 M $’a orta ölçekli bir süpermarket kurup en iyi fotoğraf makinesi ve lenslerden 10ar tane alıp 1 haftalığına 10 tane yetenekli, profesyonel fotoğrafçı kiralayıp bir ay boyunca süpermarketin her açıdan her yerinin fotoğraflarını çektirip, sonra seçkin bir kuruldan danışmanlık alarak içlerinden en iyi fotoğrafı seçtirebilir, sonrada yaptırmış olduğu orta ölçekli süpermarketi zevkine yıktırabilirdi. Ama yapmadı. Bunun yerine önceden çekilmiş ve süpermarket raflarında renkli ürünleri güzel bir ışık altında göstermekten başka özelliği ya da nadirliği bulunmayan bir fotoğrafa 3.4 milyon $ vermeyi seçti, bir fotoğrafa 3.4 milyon $ veren adam olmak için. Bu kadar çarpıcı olmamakla birlikte benzer durumları günlük ürünlerde de görmekteyiz. Mac leri ve MacBook’ları düşünün. Maliyet açısından Dell ya da HP’den bir farkı yok. Gümrük ve vergiler açısından da. Tasarımla uğraşan insanlar dışında fonkisyonel olarak da pek bir artısından bahsedilemez. Fiyat ürüne ve ürünü kullananlara belli bir imaj yaratmak amacıyla tam olması gereken şekilde belirlenmiş. Bu fiyatın da yardım ettiği imaj, sunduğu fonksiyonlara ihtiyacı olan ya da olmayan birçok kişinin elma’ya sahip olma isteğini uyandırıyor. Yüksek fiyatını yaratan şey talep değil aksine talebi yaratan yüksek fiyatı.

d5274317l

14190000

jp5555555555555Fiyatı belirleyen, kişilerin sözkonusu nesneyi ne kadar ve neden istediği, kısaca kendi değer biçme sistem ve kriterleri olduğu sürece 4200 yıllık Antik Mısır’a ait altın bir heykelciğin 8000$ a, 50li yıllara ait ilk süperman çizgiromanının 300.000$ a satılması gibi subjektiflikten kaynanan çelişkilerin normal olduğunu söyleyebiliriz. Benzer özelliklerde ve dönemlerde yaratılan benzer ürünlerin ya da eserlerin bile arasında inanılmaz uçurumlar olabiliyor bu yüzden. Sanata ve sanatçıya saygılı bir insan olduğumu belirtmek ancak buna rağmen eklemek istiyorum; Jackson Pullock’un No.5 tablosu birbiriyle uyumlu renklerin tuval üzerine rastgele serpilmiş ve kuşyuvasıvari bir görüntü oluşturan, adından da anlaşılabileceği gibi yapıldığı dönemde ve yapan kişi tarafından bir sanat şaheseri olmaktan çok rastgele “isimsiz” bir deneme olarak görülmüş bir eser. Adına abstract expressionist deyin, soyut deyin, sanatsal deyin… Rastgele denemelerle oluşturulmuş, benzerleri rahatça tuvale birbiriyle uyumlu renkeri fırlatarak birçok ressam tarafından oluşturulabilecek bir tablo.Aynı dönemde, aynı tarzda, farklı bir ressam tarafından yapılan benzer bir tablo 800$’a satılıyorken No.5 isimli tablonun 145 milyon dolar etmesi kişilerin değerlendirme ve fiyat biçmede ne kadar subjektif olduğunun bir kanıtı.

İnsanların karşılarındakini, bizleri ve yaptığımız işleri değerlendirirken de subjektif olduğunu unutmamak gerekir. Sizinle aynı özelliklere sahip farklı biri ve yaptığı işler, sizden ya da yaptıklarınızdan çok daha değerli bulunabilir. Bir kere önemli biri beğendikten sonra kimse çıkıp kral çıplak demeyecektir. Bu sizin yaptığınız işin ya da sizin daha az değerli, daha az nitelikli olduğunu göstermez. Daha önceden çok değerli bulunup, başarılı olmuş birini ya da yaptıklarını kopyalamak, onun yaptığı işleri yapmak sizin de aynı başarıya ulaşacağınız anlamına gelmez. Aklınızda Coca Cola gibi büyük, zamanına göre orijinal ve farklı bir ürün olabilir, ama doğru zaman ve mekanda doğru kişilere sunmadığınız sürece bu fikir tutmayabilir. Nesnelerin, kişilerin, eserlerin, fikirlerin, projelerin değerleri çevresine etki gücü bulunan kişiler tarafından subjektif bir şekilde değerlendirilip, iyi ya da kötü etiketine bolca şans faktörüne dayanarak sahip olabilirken, neyin değerli neyin değersiz olacağını tahmin etmek neredeyse imkansız. Büyük ölçekte fiyatı ve değeri belirlemek için mantığa ve piyasa koşullarına dayalı formül ve sistemler mevcut olmasına rağmen, konu genel değil özel olduğunda bunlardan sözetmek mümkün değil. Bu yüzden pazarlama mantığı ile düşünen insanlar olarak, ürünlerde, markalarda olduğu gibi; fikirlerimizi, kendimizi, yaptığımız işleri “satarken”, doğru alıcıya, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde sunmak, doğru fiyatı / değeri almak için önemli ve şans ya da karşımızdakinin değeryargıları gibi faktörlerden farklı olarak bizim değiştirebileceğimiz, üzerinde etkimizin olduğu değişkenler.

  1. volkan aydın diyor ki:

    yazdıklarınızı zevkle okudum bir ürününün satış fiyatını belirlemek gerçekten çok zor ürün ile alıcı arasındaki ilişkiyi doğru zamanda ve doğru yerde iyi yakalamak gerekiyor ama bizim değiştirebileceğimiz üzerinde etkimizin olduğu değişkenler neler?

  2. Erman diyor ki:

    Ürünü, hizmeti ya da fikri, doğru alıcıya, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde sunmanın, talep ettiğimiz fiyatı/değeri almak için bizim değiştirebileceğimiz veya belirleyebileceğimiz etkenlerdir diye düşünüyorum…

    Örnek vermek gerekirse; bu konuda anlatıldığı üzere Andreas Gursky’nin 99 Cent II Diptych fotoğrafının bu fiyatı almasının sebebi bir modern sanat açık arttırmasında satılmış olmasıydı. Eğer aynı fotoğraf bir fotoğraf açık arttırmasında satılsaydı çok büyük ihtimalle böyle bir fiyata ulaşması mümkün olmayacaktı. Bu örnekte satıldığı yerin ürününY/eserin fiyatı üzerindeki etkisini görüyoruz. Aynı şekilde sizde ürün, hizmet ya da fikirlerinizin fiyatı sunduğunuz yere, zamana ve kişilere bağlı olarak değişecektir.

Geri Bildirimler (Trackbacks / Pingbacks)

  1. Kaç Para Eder Cevaplar - Hiçbirşey Göründüğü Gibi Değildir - [...] sonuçlarla birlikte yayınlamayı planladığım, mini anket sonuçlarımıza dayalı Fiyat ve Değer’e dair yazımı yoğunluktan dolayı tamamlayamadım ancak en kısa ...

Yorum Yazın